istanbul şişli günlük kiralık daire ile allah bize yeter


istanbul şişli günlük kiralık daire ile allah bize yeter sizlere bugün güzel bilgileri yazan istanbul şişli günlük kiralık daire çok çalıstı ve istanbul şişli günlük kiralık daire dediki g]erin engelleme teşebbüslerine rağmen Mehmet Kutlu-ve İslâm Yaşar’ın konuşmacı olarak katıldıklan toplantı, şehrin en büyük salonunu hıncahınç dolduran binlerce insafın iştirakiyle yapıldı.
gediüzzaman Said Nursî’nin adı altında tertip edilen ve bazı gazetelerin “Nurcuların gövde gösterisi” şeklinde değerlendirdikleri bu ilk anma toplantısı ile cebrî ve fiilî yasak aşılınca, aynı program müteakip günlerde Erzurum, Adapazarı, Edime, Bursa gibi illerde de tekrarlandı.
Başarı ile atılan bu ilk adımı, başka adımların takip etmesi ve Bediüzzaman adına yapılan İçtimaî hizmetlerin kararlı bir yürüyüş hâline gelebilmesi için yeni hamlelerin yapılması gerekiyordu.
Bu husus, Yeni Asya’nın aynı yılın Nisan ayında yapılan lemsildler toplantısında gündeme geldi. Bazı temsilciler, Nur Talebelerinin bir araya gelerek tanışıp görüşmelerine vesile olduğu için cemaatleşmenin mühim bir merhalesi hâline gelen Bediüzzaman mevlitlerinin yeniden yapılmasını teklif et-

"Mevlidi yine Van’dan başlatalım.” dedi temsilcilerden biri. ‘Bu pek mümkün değil.” dedi divan başkanı.
“Neden mümkün değilmiş?”
“Emniyet izin vermiyor.”
“Kanunen izin almak zorunda değiliz.”
“Ne diyor kanun?”
“Kanun herhangi bir hususta toplantı yapacak olanlar, em-riyete haber vermekle mükellef olduklarını vazediyor.”
218/Allah Bize Yeter
“Kanun öyle olsa da fiiliyat öyle değil.”
“Anma toplantılarında yaptığımız gibi mevlit için de
caat edelim, davetiyeleri gönderelim, onların izin veı
beklemeden zamanı gelince mevlidimizi okuturuz,'
“Bu sefer karşımıza emniyet güçlerinden ziyade beyler, hocalar çıkar.”
“Onlann gerekçeleri ne olabilir?”
“Destek verdikleri hükümetin sıkıntıya girmemesi,”
“Vaziyete bakılırsa İsparta Mevlidi için de aynı manilervj, demektir.”
Her toplantıya katılsa da fazla konuşmayan kişilerden biıi söylemişti bu sözü. Sesinin titreyişi, yüz hatlannda şekiUeneıt teessür ifadeleri ve buğulanan gözleri, ağlamamak için keıv dişini zor tuttuğunu gösteriyordu.
Ona bakınca salonun değişik yerlerinden kalkan başhfc şiler de her sene yapılmasını heyecanla bekledikleri metli din yine yapılamayacak olmasından duyduklan üzüntüyü li le getirdiler.
Divan başkanı benzer ifadelerle onlara da memlekeliıı içinde bulunduğu siyasî havayı anlatıp Van’daki ve İspata’daki cemaatlerin umumî toplantı tertip edecek güçte otadıklarını söyleyerek meseleyi izah etmeye çalıştı.
Başkan, sağlanan sıkıntılı sessizlikten istifade ederek göi'-demin diğer maddesine geçme hazırlıkları yaparken ön >ı-rafta başlayan fısıldaşmaların ardından küçük çaplı bir ta naşma oldu. O müdahale etmeye hazırlanırken Ankara ten-silcisi söz isteyip ayağa kalktı.
Allah Bize Yeter \ 219
“]]iz mevlidi tertip etmeye hazırız.”
•‘Nerede?”
“Ankaı-a’da.”
“Hem de Ankara’da ha!..”
“Neden olmasın. Ankara da bu vatan toprakları üzerinde tıiryer. Ülkenin başkenti. Siyasetin ve bürokrasinin merkebi... Urfa, Van, İsparta gibi burada da mevlit okutulabilir.”
“Ankara teamüllerin dışında bir yer.”
“Birkaç sefer yapınca Ankara Mevlidi de teamül olup çıkar.”
Hiç beklenmedik bir zamanda yapılan bu teklif, toplantıya katılanlan heyecanlandırmaya yetti. Onlar konuşurken salonun değişik yerlerinde küçük çaplı müzakereler başladı.
Bir süre devam eden kaynaşmanın ardından birkaç kişi söz istedi. Başkan teamül tartışmasını bırakıp onlara söz verince ard arda kalkıp teklif hakkındaki kanaatlerini sıraladılar.
“Ankara, isabetli bir tercihtir.”
“Memleketin orta yerinde olması hasebiyle gidiş geliş çok daha kolay olur.”
“Bu zamana kadar hep şarkı garba, garbı şarka taşımıştık. Şimdi iki tarafı Ankara’da buluştumr kaynaştırırız.”
“Üstelik bizi bitirdiğini zanneden resmî çevrelere, onların merkez ittihaz ettikleri yerde bitmediğimizi gösteririz.”
“Onlara dimdik ayakta olduğumuzu göstermeliyiz.”
“Burada yapılacak bir mevlitten, cemaatimizin diğer gurupları da gerekli dersi alırlar.”
“Maksadımız ders vermek veya gövde göstermek mevlit tertip etmek olmalıdır.”
“Haklısınız ama gerektiğinden gövde göstermekte,, ders vennekten de çekinmemeliyiz.
“Onlar zaten böyle bir hareketin fiilî neticesi olacaktır-
Konuşmalar, buna mümasil sözlerle bir süre daha deva,^ etti. Yapılan müzakerelerin ardından Ankara cemaatinin zç, min yoklaması, resmî teşebbüste bulunması ve gerekli hazt lıkları yapması kararlaştırıldı.
Önceleri tarih olarak Ağustos ayı içinde bir Pazar güı,|istanbul şişli günlük kiralık daire düşünülürken bazı mülâhazalarla tarih 21 Ekime kaydınld,
O tarihte yapılacak nüfus sayımı için sokağa çıkma yasaj uygulanacağı öğrenilince 28 Ekim 1990 tarihinde yapılması, na karar verildi.
Bu karar bütün cemaati harekete geçirdi. Hemen daveti yeler, afişler, el ilânları bastırıldı. Cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar, meclis başkanı, genelkurmay başkam, mületveE leri, siyasi partilerin genel başkanları ve resmî daire amitlerine hususi davetiyeler gönderildi.
Bunun yanı sıra bütün büyük şehirlerde ve kasabalarda duvarlara mevlide davet afişleri asıldı, el ilânları dağıtıldı, Bütün gazetelere, dergilere ve basın yayın kuruluşlarına davetiyelerle birlikte Bediüzzaman hakkında bilgi ihtiva edenkü-çük broşürler de gönderildi.
Devletin resmî organlarından herhangi bir açıklama gelmezken, pek çok gazetede Kocatepe Mevlidini haber yapıldı. İzmir’in de aralarında bulunduğu bazı illerde “ hadise çıkacak.” şeklinde söylentiler yayılarak halkın kine mani olunmaya çalışıldı.
Allah Bize Yeter \ 221
28 Ekim Pazar günü sabahın erken saatlerinden itibaren memleketin döıt bir yanından insan gelmeye baş-jjjı. Özel arabaları ile gelenler de az değildi ama afişler, posterler, vecize levhaları ile bez afişlerle donatılan yüzlerce g,ol)üs dikkat çekiciydi.
Sabah namazından önce gelenler namazı Kocatepe Ca-nıii’nde eda etti. Hacı Bayram Camii’nde kılanlar da türbeyi ziyaret edip çevreyi gezerek Kocatepe’ye gelince caminin geniş avlusu erkenden dolmaya başladı.
Caminin otoparkına sığmadığı için çevredeki caddelerin, sokaklann kenarlarını dolduran arabaların plâkalarından ve otobüslerin önlerindeki yazılardan; doğusu, batısı, kuzeyi, güneyi ile memleketin her yerinden on binlerce insanın geldiği belli oluyordu.
Mevlit tertip heyetinin bulunduğu odaya sık sık resmî kıyafetli postacıların ve özel kargo görevlilerinin gelip gitmelerinden, oraya bizzat gelemeyen ve aralarında Süleyman Demirel’in de bulunduğu pek çok kişinin, mevlide tebrik tel-graflan göndererek varlıklarını ifade etmek istedikleri anlaşılıyordu.
.Mehmed Kutlular, mevlidi tertip eden Yeni Asya gazetesinin imtiyaz sahibi ve yönetim kurulu başkanı sıfatı ile gazetenin Ankara bürosunda bir basın toplantısı yaptı. Çok sayıda gazetecini katıldığı toplantıda Said Nursî den ve mevlit okutma geleneğinden bahsetti.
Soruları cevaplandıracağını söyleyince gazeteciler her zaman yaptıkları gibi yine her bir ağızdan som sorma yarışına başladılar. Kutlular’ın sükûneti onları da sakinleştirince somlar tek tek gemleye başladı.
"Mevlit neden Said Nursî için?”
222/Allah Bize Yeter
“Mevlit sadece Said Nursî için değil. Elinizdeki daveti de de yazıldığı gibi başta Peygamberimizin (asm) bütün gamberlerin, Sahabelerin, evliyaların, İslâm mücahitler^ şehitlerin, ehl-i imanın ve Said Nursî’nin ruhlarına itt^jf okunuyor.”
“Davetiyede, Said Nursî adına yapıldığı anlatılıyor.”
“Bu sene vefatının otuzuncu yılı olduğundan onu ves| yaptık.”
“Maksadınız ne?”
“Maksadımız Said Nursî’nin fikirlerine dikkat çekip eserle, rini nazara vermektir. Bu zamana kadar o, fikirlerinin taır, tersi iddialarla itham edilmiştir. Biz bu hususta doğru kaynakları göstermek istiyoruz.”
“Yer olarak neden Ankara’yı seçtiniz?”
“Ankara Anadolu’nun orta yerinde olduğundan ulaşım kolay olduğu için.”
“Sebep sadece ulaşım kolaylığı mı?”
“Değil elbette.”
“Başka ne gibi sebepler var?”
“Ankara kalabalık bir şehir olduğundan Said Nursîyi daha çok insanın duymasını istedik.”
“Bu mevlidi burada her sene tekrarlamayı düşünüyormu-sunuz?”
“Ankara bizim hoşumuza gitti. Mevlitlere burada devanı edebiliriz ama önce bu programın, AnkaralIların hoşuna gidip gitmediğine bakacağız.”
“AnkaralIların hoşuna gitme ifadesinden kastınız ne?”
Allah Bize Yeter \ 223
..j^levlidi irticaî faaliyet olarak değerlendirip tahkikat aça-tıilirler.”
olur açarlarsa?”
“Hakikatleri orada da anlatmamıza vesile olur.”
“Camide Risale okunacak mı?”
"Bir parça okunur.”
“Kocatepe cumhuriyetin resmî camisi değil mi?”
“Camiler ibadet mahallidir. Risale-i Nurlar da Kur’ân tefsi-lidir. Risalelerin asıl okunacakları yer camidir.”
“Bu bir gövde gösterisi mi?”
“Hayır, mevlit merasimi.”
Dinleyenlerde farklı bir maksatlarla somlduğu intibaı uyandıran bu soruya verilen kısa cevap basın toplantısını bitirme zamanının geldiğini gösteriyordu. Onlar da öyle yaptılar ve birlikte kalkarak camiye gidip kalabalığın arasına ka-nştılar,
Mimar Sinan’ın, Edirne’deki Selimiye Camii örnek alınarak yapılan Kocatepe Camii’nin selvi endamlı minarelerinden Ezan-ı Muhammedî yükseldiğinde saf tutan cemaat caminin içini doldurdu ve bahçeye taştı.
Huşu içinde eda edilen namazın ve yapılan tesbihatın ardından imam Abdullah Hocanın okuduğu aşr-i şerifi müteakip Ankara Merkez Vaizi Mehmed Yüce’nin vaazı ile mevlit programı başladı.
Vaazdan sonra kürsüye gelen Mehmed Kutlular, gazete adına kısa bir açış konuşması yaptı. Ardından yönetim kurulu üyesi Hilmi Doğan, Risale-i Nur’dan mevzu ile alakalı bir badis okudu.
“Allah adın zikr idelüm evvelâ Vacip oldur cümle işde her kula Allah adın her kim ol evvel ana Her işi asan ide Allah ana ”
Mutat olduğu üzere, Münacat bölümünün Besmele sına gelen bu beyitleriyle girildi mevlidin kıraatine, t hanlar arasında münavebeli olarak okunan fasılların daki geçişleri hocalar Kur’ân-ı Kerim tilâveti ile sağladılar,
Birkaç fasıl arasında İlâhi gurubunun seslendirdiği çeşj||j makamlardaki İlâhilerle ikindi namazı vaktine kadar devan eden mevlit merasimi, Cemal Hocanın yaptığı dua ile u. marnlandı.
Caminin içinde ve dışında mevlidi baştan sona huşu içiıv de dinleyen, gözyaşları arasında yapılan dualara “Amin!’ diyen cemaat, ikindi namazını da eda ettikten sonra saatlerce birbiri ile görüşüp konuştu.
Erkeği kadını, anası babası çocuğu, dedesi torunu, büyü ğü küçüğü, yaşlısı genci, milletvekili vatandaşı. Nurcusu tarikatçısı, Türk’ü, Kürd’ü, Arab’ı, Çerkez’i, gazetecisi, radya cusu, televizyoncusu, şairi, yazarı ve sair çeşitleri ile on binlerce insan tam bir mahşer manzarası teşekkül ettiriyordu,
Aralarında Bediüzzaman’a talebe olanlar, ziyaretine giden 1er, farklı cemaatlere mensup olanlar, adını ilk defa duyanlar yeni tanıyanlar, yıllardır görüşemeyen dostlar, asker arkadaşları, meslektaşlar, hemşeriler ve birbirine bey, efendi, ağabey, kardeş diye hitap edenler de vardı.
Gün boyu Kocatepe’den esen Muhabbet-i Muhammedivc muhtevalı, sevgi sedalı, dua, niyaz, yalvarma, yakarma kıvamındaki ılık meltem; Ankara havasına hâkim olan “en kaıa
Allah Bize Yeter \ 225
lıjleti” dağıttı ve gönüllerin yanı sıra şehri de mehtap ışığını ıjıdıran nuranî pırıltılarla aydınlattı.
Gün gumba yaklaşınca başladı dönüş telâşı. Akarcasına jjidn adımlarla yürüyen insanlar, hareket eden arabalar, çalıdan otobüsler, havalanan uçaklar, yeni vagon eklenen trenler gittikleri yerlere o manevî havayı da götürdükleri için mevlit meltemi bütün memlekete yayıldı.
Lâkin gece şiddetli fırtınalara gebeydi.istanbul şişli günlük kiralık daire “Ankara’nın en kara haleti”nde hayat bulan ve Kemalizm’in çatısı altında toplanan karanlık mihraklar, gece boyu çeşitli entrikalar çevirdiler. Sabah olunca da basın yoluyla yalan, dolan, iftira, isnat kasırgaları kopararak zihinleri kasıp kavurdular.
Ogün de gündem Said Nursî, Nurculuk ve mevlit hadisesi idi. Gazetelerin ekseriyeti “On binler Üstada koştu, Ankara'da Said Nursî mevlidi, Said Nursî için büyük mevlit, Said Nursî rahmetle anıldı.” gibi manşetlerle vermişlerdi mevlit haberlerini.
Mevlit merasimini garazsız ve tarafsız değerlendiren gazeteler sayıca çok olsa da yaygaracılar güruhunun sesi fazla çıkıyordu. Bahaneleri de mevlitten sonraki gün 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlama törenlerinin olması idi.
Kendilerine haftalar öncesinden davetiyeleri gönderilen mevlide önce hiç ses çıkarmadıkları hâlde yapıldıktan sonra fırtına koparmalarına, milletin gösterdiği ilgi ve Nurcuların yaşadığı coşku sebep olmuştu.
Şayet mevlit içi Ankara’ya birkaç bin kişi iştirak etseydi, bazı gazeteler caminin seyrek yerlerinden çektikleri fotoğrafları basarak Nurcuların zannedildiği kadar fazla güçlerinin olmadığını, parçalanıp bölündüklerini anlatan istihzalı ve İmalı manşetler atacaklardı.
226/Allah Bize Yeter
Fakat tahminlerinin aksine, Kocatepe Camii’ne
den fazla insanın geldiğini, hiçbir tatsızlığa, kargaşaya tüye sebebiyet vermeden mevlit merasimine iştirak ettiiJİ'*'' ni, yerlerde çekirdek kabuğu, sigara izmariti bile bırakma^* sükûnet içinde memleketlerine döndüklerini görünce ist|^ manşetlerini isnat ve iftira manşetlerine çevirdiler.
Said Nursî kendisini “Ben dindar bir cumhuriyetçiyim ye tarif ettiği. Kurtuluş Savaşı’na destek verdiği, her vesile^ cumhuriyetin isimden ibaret olmaması hakiki manasıyla gulanması gerektiğini söylemesine rağmen, onu ve talebejç, rini cumhuriyet düşmanı gibi göstermekten çekinmediler.
Bir gün önceki muhteşem mevlide dikkat çekerek “
29 Ekim” diye manşet attı büyük gazetelerden biri. 1 “Başkentte Nurcuların Gövde Gösterisi” başlığıyla duyurdu haberi okuyucularına.
Kemalist çizgide yer alan ve devletten destek gören gazetelerin dergilerin ekseriyeti, Bediüzzaman Mevlidi’nin kasterı Cumhuriyet Bayramı arifesine denk getirilerek gövde gösie-risi yapıldığı iddiasını sayfalarına taşıdı.
Bir bardak suda koparılmak istenen fırtına hasar vermete gecikmedi. İlk olarak gece yarısı Yeni Asya’nın Ankara lem-silcisi Bedreddin Ergül’ün evi basıldı. Aralarında ameliyal hastaların da bulunduğu aile fertlerinin şaşkın bakışlaruta-sında alıp götürüldü.
Ardından gazetenin Ankara bürosu ve gazete dagıü® Ahmed Akdağ’ın evi de didik didik arandı. Polisler, maznufr ların eşlerinin çocuklarının içli ağlayışlarına aldımtadan, delili olarak topladıkları Risalelerle birlikte götürülüp ne»-rete atıldılar.
Allah Bize Yeter \ 227
Ertesi gün sahneye Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısı [yiıisret Demiral çıktı. Türkiye Cumhuriyet Kanunlarının 163. ^lacldesine dayanarak Said Nursî’nin ve Nurculuğun Atatürk jll(elerine ve lâikliğe aykırı olduğunu iddia etti. Mevlit için (•asten Cumhuriyet Bayramı’nın bir gün öncesinin seçilmesini de göz önüne alacağını söyleyip mevlidi tertip edenler, konuşma yapanlar, telgraf çekenler, katılanlar hakkında soruşturma açacağını açıkladı.
Başsavcıya ilk cevap Ankara Valisi Saffet Arıkan Bedük’ten geldi. Vali açıklamasında mevlit esnasında suç teşkil edecek bir hadisenin olmadığını, mevlidin Cumhuriyet Bayramı ile herhangi bir ilgisinin de bulunmadığını dile getirdi.
Tertip heyetini telgraf çekerek tebrik eden Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel de Bediüzzaman’ın bü-ştik bir İslâm âlimi ve Kur’ân müfessiri olduğunu söyledi.
Ardından “Türkiye’de 550 yıldır mevlit okunuyor.istanbul şişli günlük kiralık daire Kanunlarda mevlidin suç olduğuna dair bir hüküm yok. Mevlitte herhangi bir hadise çıkmamışsa suç nedir o zaman?” diyerek başsavcının açıklamalarına tepki gösterdi.
Demirel’in açıklamalarını, merasime bizzat iştirak eden milletvekillerinin merasime bilerek katıldıklarını, orada bir hadisenin vuku bulmadığını, camianın devlete sadık bir camia olduğunu, tekrar davet edilseler yine katılacaklarını ifade eden beyanatları takip etti.
Daha önce gazetelerdeki haberleri ihbar kabul edip soruşturma açan ve mevlitle ilgisi olan herkesi sorguya çekebileceğini söyleyen Kemalizm’in bu kırık kılıçlı, çatlak kalkanlı şövalyesi, yapılan açıklamaları okuyunca siyasîleri alenen sorguya çekemeye cesaret edemese de, resmi sıfatı olmayan insanların üzerine saldırmaktan çekinmedi.
228 / ,AJIah Bize Yeter
İlk olarak gazetenin Ankara temsilcisini ve dağıtıcıs
kif etti. İstanbul’a giden sahibi, yazı işleri müdürü ve v ^ kurulu üyeleri hakkında yakalama emri verdi.
“Onlar gelmezse siz burada uzun süre kalırsınız." mevkuflara gözdağı venneyi de ihmal etmedi.
Olanlan İstanbul’da öğrenen Kutlular, hemen bir toplantısı tertip ederek gazetenin imtiyaz sahibi olması hase biyle bütün mesuliyetin kendisinde olduğunu, herhangi (>, tebligat yapılmamasına rağmen arkadaşları ile birlikte Anka, ra'ya gidip DGM’ye ifade vereceklerini söyledi.
O açıklamalannı bitirince gazeteciler âdeta soru yağmum. na tuttu. Kutlular, sorulan bütün sorulara cevap verdikten sonra gazetenin Yazı İşleri Müdürü Sabahaddin Aksakal, Köprü dergisinin Yazı İşleri Müdürü Bekir Gönüllü ve mevlitte dua eden Cemal Gündoğdu Hoca ile birlikte Ankara’ya hareket etti.
Gazetelerin çoğu, aldıkları talimat gereği aleyhte haber yapmalanna rağmen, Kutlular Ankara’ya varınca; haklarında yakalama emri çıkarıldığı söylenen Ali "Vapurlu, Hilmi Doğan, Mustafa Köleoğlu ve Cevher İlhan’la birlikte bir basın toplantısı tertip ederek ifade vermeye geldiklerini söyleyip sorulan sorulan cevaplandırdı.
.tioy
Tahrik edici soruların arkası gelmeyince basın toplantısını makul bir yerde noktalayan Kutlular ve maznunlar, yanlarını avukatlarını da alarak gazetecilerin refakatinde ifade vemnek üzere Devlet Güvenlik
Onlar kendilerine tebligat yapılmadığı, jandarma tarafından aranmadıkları, polis nezaretinde getirilmedikleri; günlet-dir ülke gündemini işgal eden meseleyi vuzuha ka\aışaımtak
Allah Bize Yeter \ 229
l<endi istekleri ile geldikleri için hemen ifadelerinin alı-„acağ>n> zannediyorlardı.
Lâkin hiç de bekledikleri gibi İnsanî ve medenî bir mua-ı,,ele ile muhatap olmadılar. Onları polis memurları karşıladı jjvcılığın kapısında. Diğerleri geride kendilerine göre emniyet tertibatı alırken yanlarına yaklaşan polis, biraz sonra baş-Ijnna nelerin geleceğini biliyormuş gibi umursamaz tavırlarla karşılarına dikildi.
“Ne istiyorsunuz beyler?”
Polisin hareketleri de, soaısu da tahrik ediciydi. Buna rağmen avoıkat nezaketlerini bozmamaya çalışarak hukuk diliyle maksatlarını anlatmaya çalıştı. Polis havanda su dövme ta-vırlan içine girince Kutlular öne çıktı.
“Biz savcı ile görüşmek istiyoruz.”
“Siz kimsiniz?”
“Biz Nurculanz.”
“Savcı ile niçin göılişmek istiyorsunuz?”
“Mevlit okuttuğumuz için hakkımızda soruşturma açılmış. Biz de ifade venueye geldik.”
“Size tebligat geldi mi?”
“Gelmedi.”
“Tebligat olmadan sizi içeri alamayız.”
Böyle kararlı ve ısrarlı bir tavır beklemeyen poijg Geri planda duran amirine gidip bir şeyler söyledi sizle içeriden birileri ile görüştükten veya görüşüyorruj'*'' yaptıktan sonra polise bazı talimatlar verdi.
ceva,
Polislerin tavırlarına çok sinirlenen Kutlular’m sen 1ar vererek münasebetleri gerginleştireceğinden endişe avukat öne doğru çıktı. Polis de onun karşısına gelip tekrarı yaptı.
“Savcı Bey sizinle görüşmek istemiyormuş.”
“Neden?”
“O sizi ifadeye çağırmamış.”
“Ne yapmış peki?”
“Yakalanıp getirilmeniz için emniyete emir vermiş.”
“Biz kaçmadık ki böyle bir emir versin.”
“İçeriden verilen cevap bu.”
“ Savcı hangi hakla bize kaçak muamelesi yapabilir?” “Orasını bilemem.”
“Biz ifade vermek istiyoruz.”
“Savcının tebligatı olmadan sizi içeri alamayız.”
“Şimdi bizim ne yapmamız gerekiyor?”
“Birinci şubeye gidip teslim olmalısınız.”
Adliye, savcılık ve emniyet arasındaki işleyişe aşina ol» ve savcıların bu hususta oldukça katı davrandıklarım bilet avukat, polise zanlı haklarını hatırlatan bir şeyler söylemek istedi ise de o pek oralı olmadı. Savcı Ülkü Coşkun’un»'' matını tekrarladı.
Allah Bize Yeter \ 231
Qnlann arasındaki konuşmadan, savcının kendilerini kast-^lahsusla birinci şubeye göndermek istediğini, oraya gittik-^ takdirde on beş gün nezarette tutulacaklarını anlayan |.^(lular itiraz etti.
-5İZ kaçmadık ki teslim olalım. Kendi isteğimizle İstan-Ijddan kalkıp ifademizi vermeye geldik.”
“Savcı kabul etmiyor.”
“Savcı ifademizi alana kadar burada bekleyeceğiz.”
“Ülkü Bey siyasî şubeyi aradı. Biraz sonra ekipler sizi al-
“Biz gitmeyeceğiz.”
“Onlar gerekirse zorla götürürler.”
Polis memuru ile Kutlular arasındaki konuşmayı siyasî şube ekiplerinin gürültüsü kesti. Ekipler amiri maznunları polis minibüsüne binmeye davet etti. Kutlular polis arabası yerine savcılığa doğru döndü.
Polisler onun savcılığa yürüyeceğini zannederek önünü kesmeye çalışırken o durdu. Savcılığın penceresinden olan-lan seyrettiğini düşündüğü savcıya hitaben yüksek sesle, yapılan muamelenin hukuka aykırı olduğunu, insanlığa yakışmadığını söyleyerek minibüse bindi ve dokuz arkadaşı ile birlikte emniyet müdürlüğüne götürüldü.
Deccalın bineğini andırıyordu emniyet müdürlüğünün binası.istanbul şişli günlük kiralık daire Bediüzzaman, “Bineği, merkebi ve hımarı ise; ya şimendiferdir ki, bir kulağı ve bir başı Cehennem gibi ateş ocağı, diğer kulağı yalancı Cennet gibi güzelce tezyin ve tefriş edilmiş. Düşmanlarını ateşli başına, dostlarını ziyafeti! başına gönderir.” sözleri ile tevil ve tasvir etmişti deccalın bine-
234 / Allah Bize Yeter
“Her zaman ne oluyor ki?”
“Sıra sana gelince öğrenirsin.”
Hareketlerinden işkenceci olduğu anlaşılan adamına^ dan çıkan kelimeler kanla yumuşamış meşin kırbaç gj^j ğuşun, yer yer sıvası dökülmüş kirli duvarlarında yankıla^, ken koldaşmış mili andıran haşin bakışları duyguları dej hisleri yakarak ruhları yaraladı.
Hepsi sorduklarına, gördüklerine, duyduklarına bin pjj, man, ürkek adımlarla içeri doğm çekildiler. Yere çömelip sırtlarını soğuk duvarlara dayadılar ve başlarını ellerinin an. sına alarak sessizleştiler.
İçlerinde, nezarethane, hapishane hususunda en tecrülielı kişi Kutlular’dı. Ama o bile nezarethane şartlarının bu kadar kötü olduğunu tahmin etmemişti. Cemal Hocanın fark ettir memeye çalışsa da çok üşüdüğünü ve hastalandığını göriin-ce üzüldü. Bir iki lâtife yaparak hücreyi kaplayan kasveti da ğıtmaya çalıştı.
Cemal Hoca ve diğerler maznunlar lâtifelere ayniyle mu kabele etseler de tesiri fazla uzun sürmedi. Ankaralılara na maz vaktini sordu. Dikkatle saatine bakan Ali, vaktin girdiği ni söyleyince kalktı, odayı koridordan ayıran demir parmak lıkları tutup sarstı.
O nezaret nöbetçisi polislerin dikkatini çekecek “şang şungur” seslerin çıkmasını bekledi ise de kendilerinin bi zor duyduğu cılız bir iki şıngırtıdan başka bir ses çıkmayır öfkelenip kapıyı tekmeledi.
“Güm, güm güm!..”
Demir kalaslar arasına gerilen saç tabakadan çıkan g' tüyü duyunca polislerin gelmesini bekleyen Kutlular i
Allah Bize Yeter \ 235
,y,^ırunca az evvel sırıtarak giden polis öfkeli adımlarla
■'^rn onlann önünde durdu. ael'P
„j.jm vurdu kapıya?”
pyıuşu demir kalaslardan katı, sesi koğuşun havası gibi joğuk ve kasvetliydi. Demir kapının ve izbe odanın bedende yapüğ' tahribatı sesi ile de mhlarda yaparak karşısındaki iradeyi ezmek istiyordu. Bunu fark ettiğinden olmalı ki muha-jj^ının sesi de aynı şekilde katı ve soğuktu.
istanbul şişli günlük kiralık daire sundu..