istanbul şişli günlük kiralık daire ile allah bizimle en güzel bilgileri yazan istanbul şişli günlük kiralık daire gece gündüz demeden urasıyor ve sizlere istanbul şişli günlük kiralık daire diyorki Polis Kutlular’ın yakasını toplamak için hızla ı o geri çekilince eli demirlere çarptı. Öfke ile ikinci hamiç^, yapacağı sırada yukarıdan baş komiserin indiğini gonj^^' kenara çekilip esas duruşa geçti.
Baş komiser önce polis memuruna, sonra oradakileretm tı. Herkesin burnundan soluduğunu görünce ileri doğru^ dip hücrelere baktı. Oralarda da herkes ayaktaydı. Havayıi^ raz yumuşatmak için çıkışırcasına polise neler olduğunu 55,. du.
Polis onu göstererek olanları anlatırken baş komiser odj. ya doğru yaklaştı. Kutlular da demir korkuluklann önûı geldi ve karşısında durdu. Baş komiser önce içerdettıt sonra ona baktı.
“Ben vurdum.”
“Ne istiyorsun?”
“Biz namaz kılmak istiyoruz.”
“Burası mescit değil, nezarethane.”
“Namaz yalnız mescitte kılınmaz.”
“Nerde kılınır peki?”
“Her yerde kılınır.”
“Siz burada hür değilsiniz. Kılmayabilirsiniz.”
“Namaz sadece hür olanın değil, insan olanın yapması gereken bir kulluk vazifesi.”
“Küstahlık yapma!”
“Ne olur yapsam. Beni nezarete mi atarsın?”
“Hayır, hücreye tıkarım.”
“Atamazsın!”
“Neden atamazmışım?”
236/Allah Bize Yeter
duyduk, ifade vermeye geldik. İfademizin alınması ken nezarete getirildik.”
“Ne istiyorsunuz beyefendi?”
“Namaz kılmak istiyoruz.”
“Kılın, size kılamazsınız diyen yok ki.”
“Nerde kılacağız?”
“Bak orada bank var. Onun üzerinde kılın.”
“On kişi bir bankın üzerinde namaz kılacak öyle ıw? “Tek tek kılın.”
“Biz bankın üzerinde namaz kılamayız.” “Nezarethaneye halı mı döşeteceğiz?”
Allah Bize Yeter \ 237
.Hayır, seccade ve battaniye verin.”
“Başka bir emriniz var mı?”
“Ben emretmiyorum. Sizden yapabileceğiniz şeyler istiyorum.”
“Devletin size verdiği eşyalar bunlar.”
“Bizim, devletten battaniyesine de, yemeğine de ihtiyacımız yok. Siz müsaade edin biz hepsini dışarıdan getirtiriz.”
“Bunlar kurallara aykırı. Burada herkes kurallara uymak zomndadır.”
“Burası Müslüman bir ülke, biz de Müslümanız. Namaz kılacağız. Bunu da kurallarınızın arasına yazın.”
“Sizin keyfinize göre kural koyamayız.”
“Biz sizden keyfî bir şey istemiyoruz. Burada kaldığımız sürece ya ihtiyacımız olan şeyleri vereceksiniz, ya da bizim getirtmemize müsaade edeceksiniz. Bu sizin vazifeniz.”
Nezarete atılan zanlılarla fazla konuşmak da kurallar arasında yokmuş ve onu yeni hatırlamış gibi bir tavır içine giren baş komiser, kızgın adımlarla koridorda gitti geldi, bir şey söyleyecekmiş gibi önlerinde durdu. Sonra vazgeçti ve polisle birlikte yukarı çıktılar.
Bir süre bekleyen Kutlular tekrar koğuşun kapısına vurmaya başlayacağı sırada yukarıdan inen memur yedi, sekiz tane battaniye getirdi. Onlar da battaniyeleri yere serdiler, abdestlerini aldılar ve namaza durdular.
Bu, o nezarethanede cemaatle kılınan ilk namazdı. Hücrelerde kalan zanlılar onları göremediklerinden kimse namaz kıldıklarını bilmiyordu. Lâkin namaz esnasında çığlıkların kesilmesi, inleyişlerin durması manidardı.
238/Allah Bize Yeter
Nurcularla birlikte nezarethanenin de sakin birka
aldığı sırada, İran mollası kılıklı bir adam geldi. RaJ
larla kapıyı açtı, içeri girdi, etrafa şöyle bir göz
selâm verdi.
“Arkadaşlar, bir ihtiyacınız var mı?” “Yok.”
gezdir.;
“Şimdi siz nezarethanede bu adam da nerden çıktı diy, lirsiniz. Kendimi tanıtayım da şüpheleriniz izale olsun.”
“Ben terörle mücadelenin irtica masasında polisim. Radj, kal Müslümanların arasında vazife yaptığım için bu kıyakı^ hareket ve tavır içindeyim.”
“Olabilir. Bize ne bunlardan?”
“Vazifemin sizinle bir ilgisi yok.”
“Bizimle ilgilenmenin sebebi ne?”
“Annemin size çok fazla muhabbeti var. Haberlerden sma buraya getirildiğinizi duymuş, çok üzülmüş. Benim de bunda çalıştığımı bildiği için sabahleyin bana ‘Git oradaki iı Talebeleri ile konuş, bir sıkıntıları varsa yardımcı ol, Bura yapmazsan sana hakkımı helâl etmem.’ dedi. Ben de onu» için geldim.”
“Teşekkür ederiz. Bir ihtiyacımız yok. Annene de selânıvt hürmetlerimizi söyle.”
“Annem bu habere ve selâma çok sevinecek.”
O annesinin isteğini yerine getirmenin rahatlığı ile gideı ken, kendilerini hiç tanımayan, görmeyen, hayatı bo^nnö da hiç görmeyecek olan bir Anadolu kadınının bu sevgisi« ilgisi maznunları duygulandırdı. “Bu insanlar varken kint^
Allah Bize Yeter \ 239
l^j^ebirşey yapamaz.” dercesine birbirlerine bakarken bazı-gözyaşlarını tutamadı.
İçerde bunlar olurken dışarıdakiler de hareketliydi. Memleketin değişik illerinden gelen elli kadar avukat Ankara’da 10111 toplantısı yaparak DGM savcılığının hukuk dışı uygu-İ3,İlalarına dikkat çektiler.
Görüşlerini “basın bildirisi” hâline getirerek kamuoyuna açıklayan avukatlar daha sonra meclise gidip başbakanı, bazı bakanlan, parti başkanlarını ve milletvekillerini ziyaret ederek yaşanan hadiseleri anlattılar. Büyük ekseriyetinden de destek gördüler.
Hadise bunlarla sınırlı kalmadı.istanbul şişli günlük kiralık daire Hemen hemen bütün gazetelerin, muhalif, taraftar pek çok köşe yazarı mevlit fırtınası üzerine yazılar yazdı. Partiler, dernekler, vakıflar, kültür kuruluşları hadiseyi kınayan açıklamalar yaptı. Avrupa ve Arap basınında münteşir pek çok gazete, hadiseyi birinci sayfadan oku>aıcularına duyurdu.
Gazetelerin muhabirleri katıldıkları gezilerde veya toplantılarda Başbakana, Adalet Bakanına ve parti ileri gelenlerine mesele hakkında soru sorup haksızlığa müdahale etmelerini istedilerse de bekledikleri neticeyi alamadılar.
Bu hususta yapılan çalışmaları, sorulan soruları, verilen cevapları, gösterilen ilgiyi veya ilgisizliği Yeni Asya her gün manşetten verdi, bazı gazeteler haber yaptılar ve meseleyi hep gündemde tuttular.
Lâkin manşetlere, haberlere, açıklamalara, kınamalara veya benzeri tepkilere rağmen Devlet Güvenlik Mahkemesi savcıları yaptıklarını gözden geçirmek ve hatalarını düzeltmek yerine zulmü arttırma cihetine gittiler.
240/Allah Bize Yeter
Anayasada, bir zanlının nezarette bekletilme
atle sınırlı olmasına rağmen onlar mevlidi toplu suç
Süresi 4
ne sokarak süreyi 15 güne çıkarttılar. Ayrıca maznunlardı) birleri ile ve dışarıdaki kişilerle her türlü irtibatlarının ^ meşini istediler.
Bu isteğin altında, maznunları toplu olarak tutmak hücrelere atma talimatı vardı. Kendini bu emre uymaya bur bilen emniyet mensupları maznunlan hücreye atn^yj hazırlanırken geldi telefon.
Eski başbakanlardan ve Doğru Yol Partisi Genel Başkaj, Süleyman Demirel, Mehmed Kutlular’ı arıyordu. Derairelj, nezaretteki bir kişiyi aramasına hayret eden baş komiser oım odasına çağırttı.
Mehmed Kutlular gelip telefonu aldığında baş komiserde, yardımcıları da, polisler de yerlerine otu ramayacak kadar heyecanlıydılar. O ise samimi bir arkadaşı ile konuşuyormuş^ bi rahattı.
“Buyurun Beyefendi.”
“Mehmed Bey geçmiş olsun.”
“Teşekkür ederim.”
“Arkadaşlarınız nasıl?”
“Onlar da iyiler.”
“Üzülmeyin. Üstad da oralarda kalmış ve medrese-i Yut fiye demişti.”
“Haklısınız.”
“Metin olun.”
“Biz iyiyiz beyefendi.”
Allah Bize Yeter \ 241
“Ben meselenizi takip ediyorum. Merak etmeyin, bunlar
“İlginize müteşekkiriz.”
Görüşme bittiğinde amirin odasındaki herkes hâlâ ayak-yydı. Telefonun ahizesini yerine koyduktan sonda ayağa l^jlkan Kutlular gösterdikleri alâkadan dolayı hepsine teşekkür etti.
Bunun vazifeleri olduğunu ifade eden Baş komiser kendi-5İne, binada özel tutukluların kalabileceği iki odanın olduğunu, istediği takdirde kendisini oraya alabileceklerini söyledi.
Orada ancak arkadaşlarıyla ile birlikte kalabileceğini söyleyen Kutlular, onlardan ayrılarak başka bir odada kalmayı kabul etmedi ve polisin eşliğinde nezarethaneye döndü.
Demirel kast-ı mahsusla aramış;istanbul şişli günlük kiralık daire kelimelerini, telefonun dinlendiğini bilerek söylemiş ve onların sahipsiz olmadıkla-nnı ima etmiş olmalı ki, ondan sonra polislerin tavrı değişti. Onlara yatmaları için iki sorgu odası tahsis ettiler. Sandalye, battaniye, çaydanlık, tabak, bardak, kaşık, elektrikli ocak gibi malzemeler verdiler.
Nezarethane şartları az da olsa iyileşmişti ama bu fazla uzun sürmedi. Küçük hücrelerde kalan Kürtçü, Marksist, bölücü, anarşist militanlar, kendileri lavaboya bile gözleri bağlanarak götürülürken Nurculara müsamaha gösterilmesini hazmedemediler ve muhtemelen bir yolunu bulup savcılığa şikâyet ettiler.
DGM başsavcısının nezarethaneyi teftişe geleceğini öğrenen amir telâşlandı. Nurcuları geçici bir süre için hücrelere koymak istedi ise de Kutlular karşı çıktı. O da kendilerinin
242/Allah Bize Yeter
bunu savcıya anlatmakta zorluk çekeceklerini vezor^^ da kalacaklarını söyledi
Baş komiser; Kutlular’ın, sadece teftiş esnasında hr,
“ucre,
kalma teklifini müdürü ile görüştükten sonra kabul edj
şöyle bir anlaşma yaptılar: Kendilerine gösterilen hücrç|ç temizleyecekler ama içerisine girmeyecekler, teftişe ge^ haberi verildiğinde hemen hücrelerine gireceklerdi. Mazıma 1ar kendilerine gösterilen hücreleri temizleyip eşyalarım lo, yup beklediler fakat ne teftişe gelen oldu, ne de onlar hijç. reye girdiler.
Nezarete alındıktan günlerce sonra başladı maznunlatm sorgulanması. Koğuşa gelen polis memuru, Milli İstihbarat-tan gelen bir ekibin kendilerini sorgulayacağını söyledikten sonra Kutlular’ı işaret etti.
“Sorgulamaya sizden başlamak istiyorlar.”
“Başlasınlar.”
“Sizi yukarıya çağırıyorlar.”
“Buyurun gidelim.”
“Fakat gözlerinizi bağlamamız gerekiyor.”
“Ben gözlerimi bağlatmam. Götürürseniz böyle gidelim.'
“Eğer böyle gidersek, MİT mensupları beni kendilerini deşifre etmekle suçlarlar. Benim vazifem sizi gözleriniz bağlı olarak götürmek. Ben sizi öyle götüreyim, siz heyetin huzurunda ne yaparsanız yapın.”
“Bağla bakalım.”
Polis memuru incitmemeye gayret ederek elindeki kato siyah bez şeridi Kutlular’ın gözüne bağladı. Koluna girdik birlikte yukarı çıktılar. Sorgu odasına girdiklerinde memw
Allah Bize Yeter \ 243
Ijir sandalyeye oturttu, kolunu bıraktı ve bir iki adım ge-çekilip durdu.
0mensuplan, Kutlular’ın öfkeli öfkeli soluduğunu gö-j^ce bir süre sakinleşmesini beklediler. O sırada kendi ararında bazı şeyler fısıldaştılar. Bu fısıltılardan, onların sorgu-
1nasıl başlayacaklarını kararlaştırmaya çalıştıklarını hisse-I Kutlular, rahat görünmeye çalışarak arkasına yaslanınca
Irarşısında bir ses yükseldi.
“Merhaba.”
“Merhaba diyecek hâlde miyim ben?”
“Ne var hâlinizde?”
“Merhaba ‘Rahat olun, serbest olun.’ demek. Siz gözleri ;lı bir adama “merhaba” diyor ve cevap bekliyorsunuz.”
“Burada usul böyle.”
“Ben gözleri bağlı olarak konuşmam.”
■Nasıl konuşursun?”
“Gözlerimi açın konuşalım.”
“Biz bütün mahkûmları böyle sorgularız.”
“Birincisi, ben mahkûm değilim. Vatana ihanet etmedim. Anarşiye karışmadım. Mevlit okuttuğum için somşturma açıldığını duydum, dokuz arkadaşımla birlikte ifade vermeye geldik, nezarete atıldık.”
“Onlar savcılığın ve emniyetin uygulaması. Biz karışma-
“Sizin yaptığınız onlardan farklı mı?” “Biz daha size bir şey yapmadık.”
244/Allah Bize Yeter
“Onların zulmü yetmiyormuş gibi siz de gözle olarak sorguya çekmek istiyorsunuz.”
“Sorgulamanın kuralı bu.”
“Gözlerimi açmazsanız sizin hiçbir sorunuza cevap y mem.”
Bu cevabı uzunca bir sessizlik takip etti. O arada işareıiç^ le, el yüz hareketleri ile bir karar vermeye çalışan sorguç, heyeti mensupları Kutlular’ın konuşmamakta kararlı olduğj, nu görünce içlerinden biri polise maznunun gözlerini açnn. sini söyledi.
Polis hemen geldi, bez bandın ilmekli düğümünü çözerel; eline aldı ve yerine çekildi. Kısa bir süre önüne bakanvj göz kapaklarım hızlı hızlı açıp kapayarak gözlerini ışığa alı^ tırmaya çalışan Kurlular, karşısındaki uzun masaya dizilen kişilere bakarak gülümsedi.
“Bakın şimdi ne güzel oldu. Birbirimizi görerek konuşabiliriz artık.”
“Biz hassas bir vazife gördüğümüz için öyle yapmak zu mndayız aslında.”
“Tanınmamak istemekte haklısınız ama bizim gizli s: işimiz olmadığından sizi tanıyıp intikam alacak değiliz."
Kutlular’ın tavırları ve hareketleri de sözleri gibi güven telkin ettiği için önceleri başını önüne eğerek veya sağa soIî bakarak yüzünü gizlemeye çalışan heyet üyeleri de rahaıb dılar.
Sorgulama heyeti sekiz, dokuz kişi kadar vardı. Bazılann kıyafetlerinden ve önlerindeki kâğıtlardan, ellerindeki kale lerden konuşulanları zapta geçirecek görevli kişiler olduk!
Allah Bize Yeter \ 245
Ijglli idi. Zaten istihbarat mensupları, duruşları, tipleri ve ba-l(,şiarı ile kendilerini hemen ele veriyorlardı.
“Miye mevlit okuttunuz?” dedi onlardan biri.
“Niye okutmayalım?” dedi Kutlular da.
“Yani amacınız neydi?”
“Peygamberimizi, Üstadımızı ve İslâm büyüklerini rahmetle anmaktı.”
“İlk defa mı yaptınız?”
“Hayır. 1967 yılında başlamıştık ve her yıl yaparak âdet hâline getimiiştik.”
“Sonra ne oldu?”
“İlıtilâlinden sonra yaptırmadınız.”
“Şimdi tekrar başladınız öyle mi?”
“Evet.”
“Ankara’da yapmanızın sebebi ne?”
“Ankara Bediüzzaman’ın kaldığı yerlerden biri. Şehir kalabalık, ulaşımı kolay, cami genişti. Yani burada mevlit yapmamız için şartlar müsaitti.”
“Tarih olarak niye 28 Ekim’i seçtiniz?”
“Biz bir hafta önce yapmak istiyorduk. O tarihte nüfus sayımı olduğu için bir hafta sonraya aldık. O tarih de 28 Ekim’e tekabül ediyor.”
“29 Ekim’e denk getirmek gibi bir kastınız yoktu yani.” “Bizim 29 Ekimle, Cumhuriyetle bir problemimiz yok.” “Kiminle probleminiz var?”
246/Allah Bize Yeter
“Bizim kimseyle problemimiz yok. Bizi proble görenler var.”
Onlar “Kim?” diye sorsalar, “Sizsiniz.” diyecekti am madılar. Tarih mevzuunun tıkandığını düşünmüş ki, kendi aralarında bakışıp işaretleşerek sorgulaman^ rini değiştirmeye çakıştılar.
