istanbul şişli günlük kiralık daire ve modern islam bilgisi

istanbul şişli günlük kiralık daire ve modern islam bilgisi
 şişli günlük kiralık daireevet arkadasalr sizlere bugün istanbul şişli günlük kiralık daire diyorki Beşinci Bölüm’de modernizmin kaynağı olarak mesihçiliğin Batı sekülerleşme sürecinde nasıl devrimciliğe dönüştüğü tespit edildik sonra bunun modern İslam dünyasındaki temsilcisi olarak alı Cemaleddin Afgânî
incelenmiştir. Afgânî, geleneksel olarak Sünnî \ lüman'ı “öteki" olarak gören bir Şî’î aydın olarak Batı/Doğu tarihî k taşmasını ilk fark eden olmuştur. O, tevarüs ettiği Şî’î teoloji/ideoloj hareketle bizzat İslam'ı Doğulular adına bir medeniyet ideolojisinf nüştürerek İslam-içi geleneksel mezhebi ve sosyal ötekileştirmeleri cak bir medeniyetsel üst-kimlik kurmayı hedefledi. Onun gelenekse mesihçilikten modern mesihçilik olarak devrimciliğe geçiş vizyonu ile karşılaştırılarak incelenmiş ve XX. yüzyıl boyunca İslam dün) hayli meşgul eden “Afgânî muamması” bıUmU^ xi-- ı ••

İSLAM'DA MODERNLEŞME î«-27
Altıncı Bölüm’de başlıca Namık Kemal ve Muhammed Abduh örneklerinde Osmanh ve Mısırlı aydınların tezlerinin çıkış noktasını oluşturan geleneği eleştiri tarzları karşılaştınlmıştır. XIX. asırda Müslüman aydınlar tarafından İslam’ı şu ya da bu şekilde yeniden yorumlama arayışı, geleneğe ilişkin bir şeylerin yanlış gittiği kanaatinden kaynaklanıyordu. Bu yüzden herhangi bir İslam’ı yeniden yorumlama girişimi, kaçınılmaz olarak geleneğin eleştirisinden hareket edecekti. Bu bölümde karşılaştırılan ontolojik ve epistemolojik hermenötik perspektiflere göre geleneğin tradisyonalistik ve modernistik eleştiri tarzları arasındaki farka dikkat çekilmiştir. Osmanh ve Mısırlı aydınlar, kolektif tedeyyünlerine göre değişen tehdit ve problem algılamalarına göre gelenek veya modernliği esas eleştiri hedefi olarak almışlardır. Kabaca, Batı medeniyetini, ideal İslâmî düzenin manen yozlaştırılmış bir kopyası olarak gören Osmanh düşünürleri Batılı modernliği, aidiyet sayesinde iktidar aracı haline getirilen Batılı medeniyeti hürriyetlerine kavuşmak için taklit etme gereğini hisseden Mısır düşünürleri ise İslâmî geleneği eleştirmeye yönelmişlerdir.
Yedinci Bölüm’de başlıca Namık Kemal ve Muhammed Abduh örneklerinde Osmanh ve Mısırlı düşünürlerin geleneksel İslâmî paradigmayı sürdürme dereceleri incelenmiştir. XIX. asır İslam dünyasında doğrudan değil, ancak İslam modernistleri tarafından dindeki geleneksel vahiy-akıl dengesinin bozulmasıyla dolaylı bir sekülerleşme görülecekti. Kemal, geleneksel Sünnî paradigmayı koruyarak vahiy ve gönlü akla hâkim alırken Abduh, vahiy karşısında akla vurgu yaparak tedricen İlahî dinden aklî, tabiî ve pozitif bir din anlayışına kaydı. Bu süreçte ortaçağ İslam dünyasında da gündeme gelen "vahiy-akıl ve din-felsefe ilişkisi” gibi klasik tartışma konularına bağlı olarak “din-bilim” ilişkisi gibi nisbeten yeni konular da tartışma gündemine geldi. Namık Kemal, bu konularda din adına septik bir tutum benimserken Abduh, çelişkilerle dolu bir apolojetik tutum benimsedi. Bölümde daha sonra düşünürlerin “tabiî/pozitif hukuk” ile “güzellik/çirkinlik” değerlerine bakışları incelendi. Abduh, geleneğe göre ancak vahiy sayesinde bilindiği kabul edilen istanbul şişli günlük kiralık daire aşkın güzellik/çirkinlik değerlerinin keşfinde akıl, duyu ve vicdan gibi beşerî fakültelerin yeterliğini savundu ve Batılı aklileşme sürecinin dayandığı yararlık anlamında maslahatı ana değer olarak aşkın güzellik değerinin yerine geçirdi. Böylece pozitivistik bir İslam anlayışına kayan Abduh ve tabileri, dinin geleneksel iki kaynağı sünnet ile icmâyı inkâr
txierek akıl sayesinde ve maslahat değeri uyarınca Kur'âr; ı lûikünı çıkarına yolu olarak kıyasa dayalı içtihadı savundular.
Sekizinci Bölüm’de Osrnanlı ve Mısırlı düşünürlerin geleneğimi tarzları ve benimsedikleri paradigma ışığında başlıca siyaset ve ' alanında yeni toplum tasarıları incelenmiştir. Namık Kemal gibi Osr^,.*' aydınlarının özlediği yeni toplum, eski "adil şehrin” çağdaş şartlarda | niden hayata geçirilmiş bir versiyonundan başka bir şey değildi; bütün siyası teorisi, aslında hukuki adalet fikrinin açılımı anlamına yordu. Namık Kemal ve arkadaşları, çok geçmeden modernleşme s(iiç cinde devlet ve röze/kavramlarında tecessüm eden modern gay^. şahsi siyasetin, sadece insanlara ait hakkın bizzat inkârıyla emsalsiz,sin si bir adalet ihlali anlamına geldiğini dehşetle fark ettiler. Buna rağmç,. onlar "adil kral” figüründe somutlaşan geleneksel şahsî siyasetle moderî gayr-i şahsî, kurumsal siyaseti anayasalcıhk gibi bazı tavizlerle modern şartlar altında optirnal olarak uzlaştırmaya çalıştılar.
Abduh ise sadece geleneksel paradigmadan kopuşu belirten bir pasif modernizm anlamında seküler bir siyasî anlayışa kaydığı halde tutarlı bi; siyasî model geliştiremedi. Bu arada gerek Osrnanlı, gerekse Mısır düşünürleri kültürel değişmenin kurumsal değişmeye önceliğini fark ederek sivik eğitim yoluyla kamuoyu teşkili ve siyasî katılım gibi modern kitle politikasının altyapısının hazırlanmasının önemini vurguladılar. İktisadi konuda ise Namık Kemal ve arkadaşları, siyasî tahakkümün temelindej İktisadî iktidar ilişkilerinin yattığını fark ettiler. Kemal, özünde gelenek sel İktisadî paradigmayı sürdürerek pazar, faiz gibi modern kapitalisti ekonomik kavramları reddederken siyasî seferberliği destekleyecek biı İktisadî seferberlik için bireysel emek üzerine kurulu geleneksel iktisad paradigmayı destekleyecek stratejik, liberalistik bir söylem kullandı. Mı hammed Abduh ise İktisadî meselede de birbirleriyle çelişen liberalisti ve sosyalistik paradigmalar uyarınca yapılan, temellendirilmemiş ahla tavsiyelerin ötesine geçemedi.
istanbul şişli günlük kiralık daire yazdı ve sundu..