istanbul şişli günlük kiralık daire ve islam savasları99

istanbul şişli günlük kiralık daire ve islam savasları99

ve islam savasları evet arkadaslar sizlere en güzel yazıları yazan istanbul şişli günlük kiralık daire diyorki Gündüzleri saklanıp, geceleri yaya olarak yürüdüğü bu yolculuğun sonunda. Peygamberimizin huzuruna gidemeyecek bir hâle gelmişti. Resûl-i Ekrem efendimiz bunu haber alınca, bizzat kendisi teşrif etmişti. Hz. Ali’yi görünce hâline acımış, onu kucaklamış mübarek elleriyle narin, nâzik ayaklarım okşamış, kendisine afiye için dua buyurmuştu. Bunun üzerine Bakara Sûresi’nin,
(İnsanlardan öyleleri vardır ki, Allah’a Teâlâ’mn rı için nefsini feda eder)^" meâlindeki âyet-i kerimesi nazil Sevr Dağı ve mağarada örümcek mucizesi Peygamber-i Zi-şan Hazretleri ve Ebubekr-i Sıddık Haz Sevr Dağı’ndaki mağarada üç gün kaldılar. Kâfirler harıl he lan arıyorlardı ve sonunda mağara önüne kadar geldiler.
29İbralüm Sûresi, 46.
30Bakara 207.

Hz. Ehubekır (r.aj, sadık dost, kendini asla düsü insan, ResCIulhha bir ,sey yapacaklar kaygısı içindeU">V g.ambcr efendimiz fs.a.v.J,
“Korkma ya Ebııbekir! Alkili bizimledir.” diyerek onu yordu. Müşrikler gittikçe yanaştılar. İçlerinden birileri ve .salyalı sesle,
“İçeri bakalım.’” diye seslendi, fiir diğeri i.sc,
“Görmüyor musun, örümcekle kaplı, aylardır buraya ki memış? Başka tarafa bakalım.
İçeride kâinatta duaları en çok makbul olacak iki Allaim İçlerinden sessiz ama büyük bir vecd içinde Allah’la olan bât,,'^' batları süresiz devam ediyordu.
Tehlike geçtikten sonra mağaradan çıkarlar, kılavuzlar,^ hırlar ve nihayetyola koyulurlar. Küba’ya varmışlardır. Birde,, ^ Medine’ye girmek istemezler. Birkaç gün Küba’da mola verirle^ Hz. Ali efendimiz, nasıl yüce bir kimliğe ve seçkin bir şahs{ sahip bulunduğunu, ne derece bir Hak dostu, bir Peygamber ve gerçekten bir “Allah Aslanı” olduğunu hicret gecesinde çok tik bir anda ve şartların çok ağır
Hazret-i Ali görevini tamamlamış, Mekke’den aynhp yanında a^, nesi, Peygamber efendimizin (s.a.v.) sevgili kızı Hz. Fatimetii-z Zehrj ve bir iki kadınla birlikte gizlice Küba’ya gelmiş ve Resûlullah’a ka. vuşmuş, hasret ve kaygı bitmişti. Küba’da bir mescit oluşturdular. Köyde müthiş bir kaynaşma yaşandı. Ve sonunda üç Allah dostu vç Küba halkı ınescidde yan yana, namazda İlâhî huzura vanp secdelerini yaptılar.
Böylece İslâm’ın ilk mescidi de KUBA’da yapılmış oldu.
Bir müddet sonra Küba’dan ayrılan kafile (Resûlullah (s.a.v.), Hz. Ali (r.a.), Hz. Ebubekri Sıddık (r.a.) ve birkaç sahabi) Cuma namazını açık arazide, Salim b. Affan’a ait topraklarda kıldılar. Sonradan burada da Cuma Mescidi yapılmıştır.
Cuma namazından sonra develere bindiler. Hep beraber Medine’ye ^ardılar. 0 mukaddes ve mualJa peygamber kentine
Medine hazır. Evler hazır. Müslümanlığın tohumları atılacak jnü/ifitİLjzır. Herkes O’nun gelişini dört gözle beklemekte^
çocuk yaşlı ihtiyarıyla yollara toplanmış kalabalıklar O’nu, İki Cihan Güneşini. Medine’yi aydınlatacak nuru beklemektedirler
Nihayet Ke-sûlullah (.s.a.v.) Hz. l-ibubekir (r.a.). Hz. Ali Cr.a.), Bilal-i Habeş (r.a.) ve seçkin sahabiler görüldü. 1 lerkes kendi evine gelmesi için davet cdijaır. sızlanıyorlardı. Ancak ResClUıllah, ılevesinin ne-ri'dc, hangi kapıda durucagını bekliyor, kimseye bir şey demiyordu. Devesi de başıboş değildi- Nasıl olsun ki, onun yuları Cebrail’in (as) elinde, Allah’tan aldığı emre istinaden konağına doğru ilerliyordu.
Nihayet deve, Hz. Eba Eyyube-1 Ensari Cr.a.) Hazrelleri’nin evinin önünde çöküverdi.
Oysa kendisi de, hanımı da çok aı-zu etmelerine rağmen hiç lıek-leıniyorlardı. Devenin çöküşünü görünce dünyalar onların olmuştu; sc\'inç ve gö/.yaşı birbirine karışmıştı.
Hz. Ali'yi de (r.a.) Ensar’dan başka bir ev misafir etmiş, Hz. Ebııbekr-i Sıddık'ı da (r.a.) bir başka ensar evine onur konuğu olarak kabul etmişlerdi.
Kadın ve çocuklar damların üstüne dizilmiş ellerinde defler, hep bir ağızdan bağırarak “Re.sûlullah geldi, Resûlullah geldi!” diyerek methiyeler, şiirler okuyorlardı.
•‘Medine’nin veda yokuşu başından Üzerimize Ayın on dördü doğdu.”
Bir müddet sonra baş gösteren sıtma Hazret-i Ebubekir ve Bilal-i Habeşi’ye de sirayet etmişti. Bir müddet sonra misafir sahabilerd' ‘‘daru-s sıla-sıla hasreti” baş gösterdi.
Peygamber efendimiz (s.a.v.) bu durum karşısında Rabbine açıp şu duayı yapıyordu:
“Yarabbi Mekke’yi sevdiğimiz gibi bize Medine’yi sevdir. Kilerlerimize bereket ver. Bu şehri bize sıhhat tağı eyle. Hastalıklarımızı def eyle.
“Biz Medine’ye geldiğimizde burayı hastalıklı yer sandık. E deresinin suyu yükseldi. Bu dere toprak renginde ve suyubo: Peygamber efendimizin (s.a.v.) duası kabul olmuş, hasta mamış, sular durulmuş ve kullanılacak hâl almıştı. Muhaciı Jer de artık buraya alışmaya başlamış, o Mekke’de terk etti zel ev ve bağ-bahçeleri unutmaya çalışıyorlardı.
ligiyle, özellikle de llazret-i Ali (r.a.) kireç taşıyor, va mış döşiiyor, büyük bir gayret ve iştiyakla mescidi Kski ismi YESRjP olan bu şehir artık MKDİNK
Rcsûlaliiih'ın (s.a.vj hem Hz. Ali’nin (r.a.) hem de a'lodaşi
vatanı.
Muhacir ve Ensar kardeşliği Muhacir ismini, Medineliler gelen misafirleri için koyt^^ RcsûhıUah (s.a.v.) ise
Medinelilere Ensar ismini koydu; yani yardımcılar.
İşte bu muhacirlerin ilklerinin öncüsü Hz. Ali kç
meJlahu veçhe Hazretleri, dört yüz kilometrelik mç
katli yolu ayakları kan revan içinde, sıkıntılı biryolc
tan sonra kat edip sevgililer sevgilisine kavuşmuştu Hicretin beşinci ayında kâinatın efendisi Resûlullah (s.a.v.) keli Muhacirlerle, Medineli Ensar’ı isim isim birbirlerine kardeş etti. Gerçek mânâda bir kardeşlikti bu. Hatta ortak mirasa katjj^ Ancak Cenab-ı Hak'tan gelen İlâhî emir üzerine miras bu kardeşljjj ten çıkarıldı. Mânâ kardeşliği ise ebediyen devam etti.
İhn Ahbas anlatıyor:
“Muhacirler Medine’ye geldikleri zaman aralarında akrabalıkba^ olmaksızın, ResûJuIlah’ın ihdas ettiği kardeşlik dolayısıyla Ensar’a varis oluyorlardı.
“O kimseler ki, iman edip hicret eltiler ve mallarıyla,
i canlarıyla Allah yolunda mücadele eltiler. O Ensar ki Mu-hacirleri barındırdılar ve onlara yardım ettiler. Onlar birbirinin velileridirler.”"
Burada velayet; yardım, yardımlaşma, öğüt ve verasetle tefsir edilmiştir.
Bedir Savaşı ndan sonra Muhacirlerin maddî durumlarının düzelmeye başlaması üzerine Muhacirlerin Ensara mirasçı olma hükmü şu âyetle neshedilmiştir:
“Hısunlar Allah’ın kitabmda birbirine dalıa yakmdırfar.”^ Ensâr bazı mallarını Muhacir kardeşleriyle bölüşmüş, hurmalıklar üzerinde onlarla ziraat ortakçılığı yapmışlardır.^^
Zaten Peygamberimiz (s.a.v.),
“Bütün Müslümunlar kardeştir!” buyurmuştu.
Bu kardeşlik merasiminde Hz. Ali (r.a.) tek kalmıştı. Ali huzur-i Nebi’de üzüntülü üzüntülü duruyordu. Kısık bir sesle,
“Benim kardeşim yok mu?” dedi.
O şefkat peygamberi, o adaletin öncüsü zat-i pak (s.a.v.),
“SENİN KARDEŞİN BENİM!” buyurdu. Ne büyük saadet. Hz. Ali'nin biraz önce öylesine mahzun duran gözlerinde sevinç şimşekleri parlıyordu. Dünyalar onun olmuştu. Hemen Peygamber mes cidinin hücrelerinden biri kendisi için tahsis edilmiş, Peygamber a leşi içindeki kadirli yerini almıştı.
Hz. Ali (r.a.) orta boylu bir zattı. Geniş göğüslü, iri yapılı, iri kemikli, pazııları kalın, elleri kavi ve ela gözlü idi. Sakalı sık, insan güzeli ve gayet seci idi. Çok heybetli biriydi. Güç ve kuvvette üstüne kimse yoklu, pehlivanların şahı idi. Peygamber efendimiz (s.a.v.), “Ali’nin kuvve-i kutsiyesi vardır. Açlığı bilmez.” buyurmuştur. Fetihlerde en zor görevlerde ileriye o atılırdı.
Hicretin 2. yılıydı; Peygamber efendimizin (s.a.v.) iffet ve fazilet timsali sevgili kızı Hz.
Fatımatu-z Zehra büyümüş, serpilmiş, güzelleşmiş ve 15 yaşına gelmişti. Çocukken beraber büyüdüğü, oyunlar oynadığı, şakalaştığı günler çok geride kalmış, her ikisine iffet, na-mahremlik ve vakar ağırlığı basmıştı. Artık çok daha mesafeli, yaptıklarını ölçüp tartıp biçen, akıldane gençlerdi. Hz. Falıma (r.a.) babasından çok şey almıştı ve çok yüksek meziyetlere sahipti. Biz burada Hazret-i Fatıma’yı (r.a.) biraz daha yakinen tanımak ve tanıtmak için ona bir başlık açmayı bir vazife telâkki ediyoruz.
Hazret-i Fâtıma (r.a.)
Nebiler Efendisinin son çiçeği... Resûlullah (s.a.v.) efendimiz dünyada neslini devam ettiren nur yumağı... Kızlarının enküçüği Cennet gençlerinin efendileri, Hz. Haşan ve Hüseyin’in anneleri... 1 Ali kerremeJlahu veçhe efendimizin zevcesi... Eli değirmen dön ren “Fâtıma ana” diye anılan bir sultane anne... Beyi ve çocuklaı
Suldıyka (Gcr(,-ekleyen, özii-söy.ii tam gerçek olan), Miibâreke (Kutlanmış, kutlu olmuş),
7ahire (Tertemiz),
Zekiyye (Arınmış),
Râdıyyc (Allah'tan razı olmuş),
Mardtyye (Allah razılığını kazanmış),
Muhaddise fAJJah ilJiâmiyJe söz söyleyen),
Seyyide (Kadri yüce ve ulu),
Meryem’ül Kübra (Ulu Meryem).
"Cennet hatunu”, kıyamette kendisinden şefaat beklendiği. de “Kıyamet hatunu.”
"Seyyidetü’n-nisâ” ve “Sııltan-ul zahide: Dünyaya düşkün o] yanların sultam” unvanlarıyla anılmaktadır.
o, yi (ıMi.) vef basının peşini t yarıiııvı Bil görüne 1ar. Bn Ukbc tirerel gülüş Kâtın medi azgıı
davranışlarında vakurdu. Çok az konuşurdu. Ağzından sözler inci tanesi gibi hikmetler saçardı. Cömertti, zâhidâne mayı severdi. Ev işlerinde maharetli ve becerikliydi. İki cihan neşi efendimizin bir parçası ve kalbinin meyvesiydi. Bu sebehtenon^ Peygamber’e hısım, akraba ve damat olabilme şerefine erebilmek Ashâb-ı Kiram’ın büyüklerinden dahi talepler gelmişti.
Hz. Fatıma'nın (r.a.) ebedileşmesindeki sır, sadece peygambçj efendimizin kızı olması değildir. Çünkü Hz. Patıma yüce ahlâkı vç mânevi değerlerle bütünleştiği için ebedî örneğe dönüştü.
O,Zehra ve Betül lâkablanyla meşhurdu.
Zehra : Ak yüzlü, nur yumağı, beyaz, parlak ve aydınlık yüzlü tadın.
Betül: Dünyevi heveslerden uzak, ibadet için kendisini Allah’a melten, iffetli ve namuslu kadın.
küçük olması sebebiyle bilİKis,s;ı anneciği Mü. Matiee nirı (r.a.) \vfatindan sonra babaeığmın yamııdan hiç ayrılmadı, bazen ba-basının elini Intup Mekke sokaklarında gezeli, bazen tle babasının peşini lakip etti. Müşriklerin işkeneelerine manız kalan babacığına ^7irdnneı olmaya çalıştı.
birgun babasıyla Kilbe’ye gitmişlerdi. Kureyş nıüşrikle/ i onları görünce toplandılar ve fısıltı lullinde birbiriyle konuşmaya başladılar. Babacığı Kabe’nin yanında namaza durdu. Secdeye vardığında Ukbe İbni Ebî Mııayt adındaki azgın müşrik, bir deve işkembesi getirerek babasının sırtına koydu. Geriye çekilip uzaktan birbiHeriyle gülüşmeye ve dalga geçmeye başladılar. Buna çok öfkelenen küçük Kâtıma babacığının sırtından o ağırlığı kaldırıp elbisesini lemizle-, medi. Falır-i Kâinat (s.a.v.) efendimiz secdeden başını kaldırdı ve o ' azgın kişilere ellerini açarak dua etti:
“Allah’ım bu azgınları sana havale ediyorum. Va Rabbî! Kureyş’i sana bırakıyorum!”
Abdullah İbni Mesûd (r.a.) Kabe hareminde Resûlullah (s.a.v.) efendimize bu tür eziyet edenlerin sonlarının çok fecî olduğunu şöyle anlatır;
“Allah hakkı için o azgın müşrikleri Bedir günü gördüm. Hepsini katlettiler. Bir kısmını sürüyerek Bedir kuyusuna attılar.”
Hazret-i Kâtıma Mekke’de babacığının yanından ayrılmadığı için bu tür eza ve cefâları çok gördü.
Yine bir gün Kâbe’ye varmışlardı. Müşrikler babacığının etrafını sararak: “Şunu şunu söyleyen sen değil misin?” diye hakaret ettiler. Hatta azgın bir müşrik İki Cihan Güneşi Efendimiz’in yakasından tutup sıkıştırdı. Küçük Kâtıma çok korktu ve titreyerek yere yıkıldı. Efendimiz ise hiçbir telâşa gerek duymadan hak olarak söylediği sözleri tekrar ederek:
“Evet, bunları söyleyen benim!” buyurdu.
Bu esnada Hz. Ebıı Bekir (r.a.) yetişti ve:
“Rabbim Allah’tır dediği için bir adamı öldürecek misiniz?” yerek müdahale etti ve azgın müşrikleri oradan uzaklaştırdı.
Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz’in Mekke dönemi böylesine ç geçti. İslâm'ın yayılması için bütün bu ezâ ve cefâlara sabretti, zafer, sabırdan sonra idi. Bu sebebten o kendine yapılanlara / maz, kin tutmaz ve kişileri Allah’a havâle ederdi. Bir gün yine giderken azgın bir müşrik, Efendimiz’in üzerine toz toprak ve I lstü başı toz-toprak olan ve elbiseleri kirlenen Efendir
döndü. Nm top» yavrucnftu Fûlıma, kapıy, acınca baba, ,
Boylcce mır paı\'ası yavrıılaı mı sükûnete kavuşturnıagy yoıtlu. Fakat kik'iik Fâtıına ise lııçkırıklannı tutamıyordu, üny turabilmek i(;in:
“Ağlama kızını. Yüce Allah, babanı koruyacaktır.^ yurdu ve ona Allah’ın hıfz n emânında olduğunu duyurdu. By ^ kilde onun korku ve endişelerini gidermeye gayret etti.
Hz. Fâtıına (r.a.), Peygamber babasının engin sevgisi ve bol kati altında büyüdü. Babacığındaki merhameti ve güzel ahlâkı, neciğindeki asaleti, cömertliği, babacığına karşı hizmet, hürmet vj. muhabbeti gördü. İ.slâm uğruna çektiği sıkıntılara nasıl katlandığy,| ve o yolda fedakârlığın en güzel örneklerini bizzat yaşayarak öğrend) Tam bir iffet ve izzet-i nefs nûmûnesi olarak bütün güzellikleri ha. yatına nakşederek kendisini yetiştirdi.
O şanslı bir genç hanımefendiydi. Peygamber babası ve annelff sultanı Hz. Hatice’nin yanında, onların gözetiminde eğitimini ta-marnladı. Rahmet ve şefkat pınarından doyasıya içti. Fakat küçük yaşta çok çileler çekti. Çocukluğu Kureyş’in zulüm, baskı ve ambar-goları altında geçti. Daha henüz ömrünün baharını yaşarken anneciğini kaybetti. Mekke’de Müslümanlara ezâ ve cefalar arttı, İş. kenceler dayanılmaz hâl aldı. Bunun üzerine babacığına hicret izni verildi. Daha sonra da aile efradı ile birlikte kendisi istanbul şişli günlük kiralık daire de Medine-i Münevvere’ye hicret etti.
Hz. Fâtıma (r.a.) bu göç ile çocukluk ve gençlik >nllannı geçirdiği Mekke-i Mükerreme’ye veda etti.
Medine-i Münevvere’de huzurla yaşamaya başladılar... Sevgili babası, Hz, Âişe (r.a.) annemizle, ablaları da Hz. Osman (r.a.) ile evlendi. Kendisi de evlilik çağma ulaşmış 16-17yaşlarına girmişti. Nebiler sultanı efendimizin son çiçeği olarak ona tâlib olanlar çoğalmıştı.
O, hassas ruhlu, zayıf yapılı idi. Yaşından beklenmeyecek derecede yüce bir ahlâka sahipti. Üstün bir zekâsı, halim ve selim bir yapısı vardı. Son derece mütevazıydı. Söz ve davranışlarında vakurdu.
Çok az konuşurdu. Ağzından çıkan sözler inci danesi gibi hikmetler saçardı. Cömertti, zâhidâne yaşamayı severdi. Ev işlerinde maharetli ve becerik]Üpi%i cihan güneşi Efendimiz’in bir parçası ve
îeblen 01^, Peygambere hısım, akrab
patıma zahide bir kızdı. Ayrıca Hatice validemize de çok ben-
• tırciıı- ResıiluUah (s.a.v.), bunları düşünürken Cebrail (as) çıkageldi.
H ıfc Teâlâ Hazretleri’nin, “Habibim’e selâmımı söyle, hiç merak etmesin Kerimesi Patıma’nın bütün ihtiyaçlarını Cennet’ten temin edip, rakında mümin ve sadık bir kuluna vereceğim. Falıma’dan ben de razıyım ve ben de severim onu. Evlenme işini bana bıraksın.” diye buyurduğunu haber verdi.
ResûluJlah bu sözleri duyar duymaz secdeye kapandı ve şükür aecdesi yaptı
Ramazan ayı içinde bir gündü. Cebrail (as) Cenab-ı Hakk’m huzuruna varıp tekrar tekrar geri döndü. Elinde bohça ile örtülmüş bir akın sini ve yanında “Kerubiyyun” Meleği vardı. Arkasından Mi-kail (as) elinde bir bohça ile örtülü bir altın tepsi ve tazim için bin Kerubiyyun meleği ile geldi. Hemen akabinde ta’zim için bin Keru-bi)ynın meleği ve bohça ile örtülü altın tepsi ile İsrafil (as), onun da ardından aynı şekilde Azrail (as) geldiler. Sinileri Hz. Peygam ber efendimizin (s.a.v.) önüne koydular. Peygamber efendimiz (s.a.\ Cebrail’e sordu:
-Ya Cebrail, bu siniler nedir?
ivİkAh olavi
Cibril Ois) iinliitmuyu başladı:
istanbul şişli günlük kiralık daire sundu..