istanbul şişli günlük kiralık daire ve madde bilgileri34 evet bugün en güzel bilgileri yazan istanbul şişli günlük kiralık daire dediki Burada bahs olunan tekmil tahayyüller ancak bu kuyyetlerin husûsî şekillerinin mecmû'-ı hey'etlerinde görülen farktan ibârettir.Alman muharrirlerinden biri, kuyyetin dâ'imâ aynı kaldığı hakkmdaki kânûndan bahis bir makâleşinde demiştir ki: "Kuyyet dâ'imâ aynıdır. Kemmiyyeten tahayyül etmez. Vâkı'â biz kuyyet hâdiselerini kendi keyfimize göre tahyîl edebiliriz. Fakat tahyîl ettiğimiz şey keyfiyyettir. Kuyyetin mikdârı hiçbir zamân azalıp çoğalamaz". Hikmet-i tabfiyye, ki kuyyetlerin ye tahayyüllerinin ilmidir, bize yedi yâhûd sekiz muhtelif kuyyet tanıtır, bu kuyyetler birtakım mâddelere kat'iyyen merbût [53] olarak kâinatı teşkîl ederler. Bunları sırasıyla sayalım: 1) Sıklet yâhûd umûmî câzibe yâhûd mihanikiyyet kuyyeti, 2) Harâret, 3) Ziyâ, 4) Elektrik, 5) Mıknâüsiyyet, 6) İrtibât-ı kimyeyî, 7) Alâka-i kimyeyiyye yâhûd moleküllerin câzibesi, 8) Moleküllerin kuyyeti... Bunlarm içinde sıklet, irtibât-ı kimyeyî ye alâka-i kimyeyiyye esâsen atâlet ye hafâ hâlinde bulunan kuyyetlerden farz olunduğundan diğerleri, meselâ moleküllerin ye atomlarm kuyyeüeri dâ'imâ fa'âl bir hâlde bulımurlar. Ufak tefek bazı müstesnâlardan sarf-ı nazar olunursa, bu kuyyetler hep yekdiğerine inkılâb ederler. Şu sûretle ki, inkılâb esnâsmda hiçbir şey gâ'ib olmaz. Gâ'ib olan kuyyet tamâmı ile doğan kuyyete müsâyîdir ye yeni bir fa'âliyyet husûle getirir. Bu kuyyetler fezâ dâhilinde ye başbca ziyâ ye harâret hâlinde ecrâma ye güneşe merbûtdurlar. Oradan her tarafa intişâr ederler ye meselâ merkezî cirmler etrâfmda deyreden seyyârelerde mihanikiyyet kuyyeti hâlinde ye bu cirmlerin kendi zâtmda ye mâddelerinde irtibât-ı kimyeyî, [54] alâka-i kimyeyiyye, mıknâüsiyyet tarzma münkalib olurlar. Kuyyetlerin bu sûretle şekillerini tebdil etmelerine dâ'ir birkaç misâl zikr edelim:
Gerek ihrâk sûretiyle ye gerek kimyeyî bir yâsıta ile harâret ye ziyâyı husûle getirebiliriz. Husûle gelen harâret serf an buhâra ye mihanikiyyet kuyyetine münkalib olur ki, âdî bir buhâr makinesi vâsıtası ile harekete kalb edilebileceği gibi, bir delk ye mıknâtîsiyyet ye elektrik husûle getiren bir makine yâsıtasiyle yeniden harârete ye nihâyet elektriğe, mıknâtîsiyyete, ziyâya ye irtibât-ı kimyeyîye de kalb edilebilir. Bu inkılâblar arasmda en çok göze çarpam harâretin mihanikij^et kuyyetine ye mihanikiyyet kuyyetınin harârete inkılâbıdır. İki odun parçasını yekdiğerine 61
hattâ ateş husûle getirebiliriz. Ve bi'l. akis bir buhar makinesini ısıtacak olursak, harâreti harekete ve delke kalb etmek mümkün olur. Hararetin harekete ve hareketin hararete inkılâbı en ziyâde şimendüferlerde görülür. [55] Lokomotifin kazanında yanan kömürlerin harâreti mütemâdiyen vagonlarm hareketine inkılâb eder. Fakat treni durdurduğumuz zamân bu harâret ne oluyor, hareketle berâber o da mahv oluyor mu?... Hayır... O hareket bu defa harâret hâlinde kalıyor. Ve buhâr şeklinde kazandan firâr edip gidiyor, yâhûd kızgın demirlerden kıvılcımlar, şerâreler şeklinde etrâfa dağılıyor.
Bir buhâr makinesinde ihtirâk vâsıtasiyle irtibât-ı kimyevî kuvveti nasıl harârete ve müıanikiyyet kuvvetine tebeddül ediyorsa, bi'l-mukâbele ma'denî bir mcihrût içinde ağaç bir pistonun hareketi ve bunun husûle getirdiği delk vâsıtasiyle mihanikiyyet kuvveti de harârete tebeddül edebilir. Ve eğer mümkün olsa bu sûretle bir apartmanm kâfi derecede teshinine imkân vardır. Müıanikkiyyet kuvvetinin istihsâli için de bir şelâleden, bir nehirden, bir yel değirmeninden pekâlâ istifâde edilebilir.
Kezâlik bir parça barutda hafâ hâlinde müdhiş bir irtibât-ı kimyevî kuvveti vardır ki, küçük bir şerâre [56] bu kuvveti harâret, ziyâ ve mihanikiyyet kuvveti şeklinde meydâna çıkarabilir.
Bir Volta pili içindeki müvellidü'l-humûza ile çinkonun aralarmdaki irtibat kuvveti hemân elektrik kuvvetine inkılâb ederek ma'denî teller üzerinde ve cereyân hâlinde zahir olur, nihayet harârete ziyâya inkılâb eder ve tekrâr pile avdet eyler. Bir elektrik makinesini çeviren bir adam göz önüne getirilirse görülür ki, esâsen bir irtibât-ı kimyevî neticesinde (teneffüs) husûle gelen kollarmın kuvveti bu defa elektrik kuvvetine ve bu sûretle câzibe (mihanikkiyyet kuvveti), ziyâ, harâret, tehâlüf-i kimyevî gibi birtakım muhtelif kuvvetlere inkılâb ediyor.
İngiliz hikmet-i tabî'iyye âlimlerinden Grove bir âlet i'mâl etmiştir ki, bu âlet vâsıtası ile ziyâya ibtidâ'î bir kuvvet şeklini vermek ve bundan fa'âliyyet-i kimyeviyye, elektrik, mıknâtîsiyyet, harâret ve hareket gibi dîger beş kuvveti istihsâl etmek mümkün oluyor. Zâten ma'lûmdur ki, bir cisim üzerinde bu kuvvetlerden birisi zâhir olunca dîgerleri de [57] az çok fa'âliyyete başlarlar. Meselâ kükürde antimondan
halitayı elektrikleyecek olursak, bu cismin ay m zamânda hem ısmdığmı hem ziyâ neşr etmeğe başladığmı hem de mıknâtîslendiğini görürüz. Eğer tecrübe ziyâdece temdîd edilir ve elektriğin mikdârı çoğaltılırsa, fazla olarak bir de hareket husûlü göze çarpar. Çünkü cisim inbisât eder ve kimyevî bir fa'âliyyet neticesinde tahallül etmiş bulunur. Şu sûretle altı kuvvetin aym zamânda kendilerini gösterdikleri anlaşılıyor. Aynı hâller elektriklenmiş ma'denlerde de câridir. Şu kadar ki, bu cihetde kimyevî bir tahallülün mahal bulup bulamadığı mes'elesi el'ân haU edilememiştir.
Birçok hesâblar neticesinde yekdiğeri makamma kâ'im olan birtakım kuvvetlerin tamâmiyle mu'âdil ve müsâvî oldukları da anlaşılmıştır. Meselâ bir elektrik cereyâm vâsıtasiyle su tahlil edilir ve kendisini terkîb eden iki ibtidâ'î ımsûr meydâna çıkar. Bu unsûrlar müvellidü'l-mâ ile müvellidü'l-humûzadır ki, bunları yeniden terkîb etmek için iktizâ [58] eyleyen harâretin mikdârı tamâmiyle kendilerini ayu-an elektrik cereyâmnm mikdârma müsâvî olmak îcâb eder.
Sadme vâsıtasiyle mihanikiyyet kuvvetmin ale'l-âde harârete tebdili mümkündür ki, bunu dâ'imâ bir demircinin çekiç darbeleri alfandaki demir parçalarında ve elastikî olmayan (kurşun gibi) iki ma'den parçasmm yekdiğerine çarpmasmda görebiliyoruz. Yukarıdaki "elastikî olmayan" kaydma gelince, bu kayd elastikiyyet hâssasmı hâvî cisimlerin yekdîgeriyle tesâdümünde mihanikiyyet kuvvetinin mavh olduğu zannmı hâsıl etmemelidir. Vâkı'â bu gibi cisimlerde ve meselâ iki bilardo bilyasmm sadmesinde aslâ harâret yoktur. Şu kadar ki, bu sadmedeki mihanikiyyet kuvveti, bir aks-i te'sîr husûle getirebileceği için tebdîl-i şekl etmeğe mecbûr olmaz ve bilyaları geri atar. Fakat bir top güllesi bir zu-himm saç levhaları üzerine çarpar çapmaz dehşetli bir kıvılcım çıkar ve ateş husûle gelir ki, bu da esnâ-yı sadmede mihanikiyyet kuvvetinin [59] ve bizzat gülledeki hareketin harârete inkılâb ettiğini gösterir. Kezâlik iki semâvî cirmin yekdiğerine çarpması hâlinde -ki dâ'imâ vukû'a geliyor ve gelecektir- sadmeden öyle müdhiş bir harâret husûle gelir ki, her iki cirmi de ibtidâ'î hâllerine, yani buhar hâline getirebilmek için pek kâfi, hattâ fazladır.
Kezâlik sadme, tazyik, tekâsüf gibi hâdiseler mihanikiyyet kuvvetinin tebeddül etmiş şekilleridir. Bunu bir muhalliyetü
vâzıh bir sûrette görürüz. Cisimlerin cüz'-i ferdleri yekdiğerine yaklaşırken hâ'iz oldukları harareti terk ederler. Çünkü hararet öyle bir kuvvetdir ki, bu cüz'-i ferdleri birbirinden ayırır.
Arzımızdaki tekmil kuvvetlerin fezâ dâhilindeki sâbitelere ve bi'l-hâssa güneşe â'id olduğu yukarıda söylenmişti. Bu kuvvetler ziyâ ve hararet hâlinde bütün uzvîlere ve gayr-i uzvîlere ta'alluk eder ve suyun akması, rüzgârm esmesi, bulutlarm hareketi, göğün gürlemesi, [60] şimşeğin zikzak seyri, yağmurun, karm, dolunun, çiğin yağması, nebâtm büyümesi, hayvânlarm harâreti (harâret-i garîziyye), odunun, ma'den kömürünün yanması ilh... hepsi bu kuvvetlerin teferru'larmdan ibâret bulunurlar, yani hep bunlar güneşe â'id kuvvetlerdir. Odunun yâhûd ma'den kömürünün yanması demek, vaktiyle gâ'ib olduğu zann edilen, fakat gâ'ib olmayarak bu mâddelerde terâküm eden güneş kuvvetinin yeniden tezâhürü demektir. Şu hâlde şimendüferin hareketi dahî yine bir mikdâr güneş kuvvetinin makine vâsıtasiyle sa'ye, harekete inkılâbıdır. Kezâlik Mont Cenis ve Saint Gothard tünellerinin açılması için sarf olunan makine ve kol kuvvetleri de bu kabildendir.
Evlerimizi ısıtmak için husûle getirdiğimizi zann ettiğimiz harâret güneşin harâreti olduğu gibi, geceleri tenvir için kullandığımız ziyâ da güneşin ziyâsıdır" (Liebig). [61]
Güneşler, yanı sâbiteler tarafmdan seyyârelere gönderilen ziyâ, bu seyyâreler üzerinde gâ'ib olup gitmez, harârete tebeddül eder ve bi'l-akis yüksek dereceye çıkan bir harâret de ziyâyı husûle getirir. Bunu ziyâdece kızdırılmış bir demir tel üzerinde de tecrübe edebiliriz.
Mıknatîsli elektrik makinesinde elektrik cereyânma tahavvül eden mıknâösiyyetin bu sûretle diğer birtakım kuvvetlere daha tahvili mümkündür.
Sıklet kuvveti dahî mihanikiyyet kuvveti gibi diğer kuvvetlere inkılâb edebilir. Meselâ bir rakkasda sıklet kuvveti yalnız harekete değil, hattâ delk vâsıtasiyle harârete bile inkılâb ediyor. Rakkaslı makinelerde bu harâret dâ'imâ dikkati câlibdir.
Şu kadar ki, bu kuvvetin tamâmiyle diğer kuvvet hâline geçtiğini, yani inküâbdan sonra da yine a^ym kemmiyyeh görebilmek pek müşkildır. Çünkn k.. -
Madde ve Kuzrvet / Çevriyazı
buhar makinesinde, husule getirilen harâretin büyük bir mikdârı [62] mihanikiyyet kuvvetine tebeddül eder; fakat aynı zamanda uçan buhârla, tekâsüf eden su ile ve makinenin soğutulması îcâb eden bazı kısımlarım soğuturken de bir kısım harâret başka şekillere tebeddül eder. Kezâlik bir tabancamn dâhilinde mihanikiyyet kuvvetine tebdil edilmek istenilen bamtun alâka-i kimyeviyyesi tamâmiyle bu kuvvete tahavvül etmez. Bir kısmı patlamayı, yani tırakayı husûle getirmek üzere havaya intişâr eder, diğer kısmı harârete tahavvül ederek tabancamn demirini ısıtır. Elektrik makinesinde de bir kısım kuvvet harâret şekline girerek delk icrâ eden satıhlara birikir. Binâenaleyh tabi'atte kuvvetin aslâ gâ'ib olduğu yoktur. Bu gâ'ib olmuş gibi görünen kuvvetler dikkatli bir müşâhid nazarmda dâ'imâ mevcûd, fakat şekilleri mütehâliftir. Bundan şu netice çıkıyor ki, tabi'atte hiçbir kuvvet ne yeniden halk edilebilir ne de mahv olunabilir. Şu hâlde kuvvet de mâdde gibi ezelî ve ebedîdir. Çünkü yaradüması mümkün olmayan şeyin evveli olmayacağı gibi, mahvı mümkün olmayan şeyin de sonu olamaz. [63]
Bu hükmü evvelce mâdde için dahî vermiş ve isbât etmiş idik. Şu hâlde ikisinin bir arada bulunmasmdan husûle gelen her türlü hâdiseler -ki bunlarm da tahfatiyle ezelî ve ebedî olmaları zarûrîdir- kâ'inât dediğimiz şeyi husûle getirirler. Bu kâ'inâtta mâddenin her türlü hâlinde, bir kuvvetin şekli âşikâr ve zarûrîdir. Bu hâl ve şekillerden hâriç olarak hiçbir şeyin "yeniden" husûlü ve büsbütün mahv olup gitmesi mümkün değildir. Tahfatin sırrı dâ'imâ aym dâ'ire üzerinde cereyan edip giden ve evveli, âhiri olmayan sebeblerle hâdiselerden terekküb ediyor. Şu sûretle, fânî ve muvakkat olan şey, ancak şekildir. Madde ve kuvvet, imhâ ve ihyâsı kâbil olmayan bu iki "vech-i vücûd" aslâ fânî olamaz.
"Her yerde tebeddül vardır, fakat hiçbir yerde mahv olmak yoktur. Gayr-i uzvîlerde olduğu gibi uzvîlerde de, hayât sâhibi olanlardaki gibi hayât sâhibi olmayanlarda da ebedî bir hareket mevcûddur. Kâ'inâtta mutlak bir sükûnet yoktur. Her şey tebeddül eder ve topraktan dâ'imâ yeni hayât fışkırır" (Tyndall). [64]

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder