istanbul şişli günlük kiralık daire ve madde bilgileri343

 istanbul şişli günlük kiralık daire


istanbul şişli günlük kiralık daire ve madde bilgileri343 bugün en güzel bilgileri yazan istanbul şişli günlük kiralık daire dediki bulunuyor ve Arz'ın Güneş'den koptuğu esnâda buk^^ yine aynı gazın 0,09'una bile vâsıl olamıyordu.Kuyruklu yıldızlarm mâddesine gelince, fezânın bu serseri şövalyeleri o kadar münbasit ve müttesi bir cismi [77] hâ'izdirler ki, râsıdlarm hesâbma göre bir mil mik'abı büyüklüğünde bir kısmı tartılacak olsa, ancak birkaç gram ağırhğmda olacağı sâbittir. Kozmoğrafya âlimlerinden W. Meyer'in ifâdesine göre de bu yıldızlarm dîger seyyârelere nazaran salâbetleri bir top güllesi karşısında âdi bir kağıt tabakası mukâvemetinde bile değildir. Bu semâvı cirmlerin cisimleri her ne kadar gâyet hafif ve uçucu olsa da yine esir bunlarm hareketine -gâyet za'îf olmakla berâber- az çok mümâna'at eder.
Biz esirin kesâfetinin derecesine dâ'ir yapılmış olan hesâblarm -henüz pek kat'i olamadıkları cihetle- nakhnden vazgeçtik. Çünkü bu esir denilen latif ve seyyâr mâdde atomlar ve moleküller müstesnâ olmak şartıyla her cismin araşma nüfûz eder. Hattâ en kesif mâddelerin, demirin, taşın, kauçuğun, camm büe bir tarafmdan dîger tarafma geçebilir.
Atom mes'elesine gelince: Bu kelime Rumcadan müştak olup ortasmdan kesilmesi ve taksim edilmesi kâbil olmayan [78] şey ma nâsmadır. İşte bu ma'nâsma binâ'en unsurlarm, yani basit cisimlerin en küçük parçalarma atom tesmiye edilir. Bu atomlarm taksim edilemez farz olunmaları da zarûrîdir. Kimya fenm, yekdîgeriyle birleşerek molekülleri teşkil eden bu atomlarm câzibe ve dâfi'a kuvvetleriyle mücehhez olduklarım ve bütün cisimlerin bu sûretle teşekkül edebileceğini söylüyor. Her ne kadar bunun herkes tarafından kabûlü zarûrî bir nazariyye olmadığım söylesek de yine nazariyye hâUnden öteye geçmediğini ve sun'î bir fikirden başka bir şey olmadığmı da söylemek mecbûriyyetindeyiz. Bu nazariyyeye fen âleminde büyük bir lüzûm vardır. Kimyâ hiçbir zamân bu nazariyyeden vazgeçemez. Bütün kâ'ideleri, kabul etmekte olduğu kâ'ideler, bu nazariyye üzerine mü'essesdir. Nazariyyâtda pek zarûrî olan bu atom fikri, tatbîkâtda pek za'îf, pek ma'nâsız kalır. Çünkü biz atom denilen şeyin ne şeklini ne hacmini ne vaz'iyyetini ne sıkletini ve ne de rengini bilemiyoruz. Kezâ elastikî olup olmadığı, ne dereceye kadar zevebân kâbiliyyetini hâ'iz olduğu da nazarımızda mechûldür. Bu husûsda icrâ
Ilm-i mâ-fevka't-tabî'a tarafdârları ne aklen ne de tecrübeten atomu kabûl etmezler. Çünkü onlarca, taksimi kâbil olmayan hiçbir cisim yoktur. Şu kadar ki, yukarıda da söylediğimiz gibi, gerek kimyevî ve gerek hikemî kuvvetler, maddenin daha ziyâde taksimi hâlinde artık hiçbir vâsıta ile idrâk edilemeyecek bir dereceye gelirler. Meselâ kimyâ bize bir civa molekülünün bir müvellidü'l-mâ molekülüne nisbetle yüz def'a daha ağır olduğunu söylediği zamân, bu sözden anlarız ki, civanın molekülü idrâki kâbil bir hâldedir. Bundan daha ziyâde taksim edildiği hâlde kimyevî hâssalarından birçoğunu gâ'ib eder. Ma'amâfîh taksimi her zamân kâbildir. Bundan başka basît cisimler atomlarmm da daha ibtidâ'î bir mâddenin molekülleri olmadığım bize kim iddi'â edebilir? Şu sûretle görüyoruz ki, ne tarassud ne tasavvur ne muhâkeme mâddeyi tedkîk ederken bizi son bir noktaya vâsıl etmiyor. [80]
"Her şey gösteriyor ki, bizim idrâkimize kalan ve zamân ile mesâfeye müte'allik bulunan şeylere dâ'ir ma'lûmatımız sâbit ve mu'ayyen değildir. Biz mâddeyi taksim ederken bir nihâyet bulmağa hiçbir zamân muvaffak olamayacağız" (Stevvart).
İngiliz tabî'iyyûnundan Tyndall'in, mikroskoplar vâsıtasiyle icrâ etti^ tedkîkler dolayısıyla Londra'da vermiş olduğu konferansı, bize bu husûsda pek vâsi' dîger bir zemîn açıyor. Çünkü şimdiye kadar küçük şekillerini mütala'a ettiğimiz mâddenin şimdi de büyük kitle ve kıt'alarmı tedkîk mecbûriyyetindeyiz. Mâdde büyüklük ve tekmil mesâfeyi işgâl etmek cihetiyle de nihâyetsizdir. Yıldızlar arasmdaki mesâfelerin mikdârı bize zihnimizde mu'ayyen bir intibâh hâsıl etmemekle berâber, bu husûsda mükemmel bir fikir verebilir.
Mâdde ve dolayısıyla tabî'at nihâyetsizdir, diyoruz. Çüııkü hemân her yerde ve her şeyde bir en ve boy ta'yîn etmek fikri, bir hakikati tebdil etmek kudretine mâlik değildir. [81]
Mikroskoplar bize mâddenin küçüklük cihetinde bir nihâyeti bulunmadığmı nasıl gösterdi ve buna dâ'ir bir fikir verebildiyse, teleskoplar da büyüklük cihetinde de mâddenin nihayetsiz olduğunu göstermektedirler. Bazı mütecasir kozmoğrafya âlimleri mâddenin büyüklüğüne bir had ta'yîn etmek istemişlerse de ellerindeki âletler tekâmül ettikçe bunun kâbil olamayacağmı anlamışlardır. Çünkü her yeni tekâmül, hayretten donmuş gözlerine yeni bir âlem daha arz eder. Açık bir havâda gözlerimizle semâda gördüğümüz beyazlıkların bile teleskop i'ânesiyle milyarlarca yıldızlar olduğu anlaşılmış ve
bunların da güneşleriyle, seyyâreleriyle birtj;;;; "manzûme"ler olduğunda şübhe kalmamışür. Bütün sakinleriyle berâber Arzın merkez-i âlem olduğuna ve sâkinlerinin hilkatin gâyesi bulunduğuna ve "Ahsen-i Takvim" olarak yaradıldıklarına kâni' olan insan dahî fezanın içindekilerine nazaran hiçbir farkı olmayan bir atom yığınından başka bir şey değildir.
"Tecrübelerimize nazaran mâddeye büyüklük cihetinden bir nihayet [82] tasavvur etmek imkânı yoktur. Teleskoplarımızın her tekemmülü bize yeni yeni yıldızlar, manzûmeler, sehâb-ı muzî hâlinde birçok cisimler gösteriyor" (Grove).
"Vâsıtalarımızda husûle gelen her ıslah bizi fezadaki ziyâlı cisimler arasmda daha uzun nazarlı bir hâle getiriyor, fezanın en uzak köşesindeki âlemlerden bizi haberdâr ediyor. Ve biz, birçok yıldız diyârlan arasında yeni yeni güneşler keşf ediyoruz" (W. Meyer).
En kuvvetli teleskoplarm mu'âvenetiyle gayet küçük ve az ziyâh pek çok yıldızlar görülüyor ki, inşân onlann daha ilerisinde dîger birtakım yıldızların mevcûdivTetini düşünmekten kendini alamıyor. Şübhesiz daha kavî teleskoplar i mâl edildiği zaman bunlar bütün bütün mahsûs olacaklardır" (G. J. Klein).
Bütün bu hâdiselerden fezânm derinliği hakkmda bir fikir elde etmek lâzım gelirse, bu fikrin ancak 'nihâyetsizlik' [83] fikri olacağı ve fezâya hiçbü türlü ve hiçbir tarafdan bü had tasavvur edilemeyeceği meydâna çıkar. Dâhilindeki cirmler ve bunlar arasmdaki mesâfeler mikyâs add edilerek fezânm azâmetine dâ ir bir fikir elde etmeğe çalışmak bî-hûdedir" (Secchi).
Râsıdlar tarafmdan kâ inâtın büyüklüğüne dâ'ir yapılmış olan hesâblar o kadar ölçüsüzdür ki, insârun zekâsı onlann karşısmda şaşırır kalır. Muhayyilenin pek bî-hûde olan birçok fa'âliyyetleri hiçbir neticeye varamaz.
Fezâ dâhilinde, hattâ Şems manzumesi içinde bulunan bazı cirmler arasmdaki mesâfeleri bile hakkıyla idrâk insârun kudretinden hâriç bulunduğu hâlde, dîger birçok sâbitelerin yekdîgeriyle aralarmın açıklığı ve bunlarm Güneş'le olan mesafeleri şübhesiz pek mübhem ve hayâli bir derecede kalır. Ancak Arzın Güneş'le arası yirmi milyon Alman mıh yâhûd 148,6 milyon kilometre olduğu zıyanm süratiyle
olunabilmiştir. Feza içindeki bazı [84] mesâfelerin az çok ta'yîn edilebilmeleri hep bu ziyânm sür'ati esâsına istinâd ediyor. Ziyâmn sür'ati ise sâniyede kırk bin yüz altmış Almam milidir (77 bin fersah). Şu sûretle bir ziyâ seyyâlesi senede 1.324,512,000,000 mil mesâfe kat' eder. Şu hâlde Centaure ismindeki sâbitenin A burcundan Arzımıza ziyânm vürûdu üç sene dokuz ay zarfmda vâki' olduğuna göre bu mesâfenin Güneş'le olan mesâfemize nazaran 224.500 defa daha uzak olduğu, yani dört yâhûd beş milyar mile bâliğ bulunduğu meydâna çıkar. Hâlbuki bu burç bize en yakın olan burçlardan birisidir ki, bunu semâda dâ'imâ en parlak yıldızlar arasmda görürüz. Ere (Cygne) yıldızmm Arz'a olan mesâfesine gelince dört yüz bin kere Güneş mesâfesi yâhûd 8 milyar mildir (takriben 60 milyar kilometre). Eskilerin Köpek Yıldızı dedikleri Şi'râ-yi Yemâniyye (Sirius) burcuna gelince, kendi ziyâsmı bize isal etmek için on yedi seneye muhtâcdır. Bu ise aramızdaki mesâfenin Güneş'e [85] nazaran bir milyon defası demektir. Meselâ Arzımıza en yakm olan sâbit yıldızlardan birine gitmek lâzım gelse, 30 bin seneye ihtiyâç vardır. Şu şartla ki, fezâ içinde manzûme-i Şemsiyyemizin sür'atine muâdil bir sür'atle harekete muktedir olmamız, yani sâniyede 30 kilometrelik bir mesâfe kaf etmemiz lâzım geldiği gibi, gidilecek yolun bir hatt-1 müstakim olması ve sâbitenin hiçbir sûretle yerini değiştirmemesi lâzımdır. Ziyâsı bize yüzlerce, milyonlarca seneler zarfmda ancak gelebilen sâbiteleri de düşünmelidir. Teleskoplar bize gösteriyor ki, şimdiki zamânda bizim Şemsimizin manzûmesi hâricinde yirmi bin şems daha mevcûddur. Hâlbuki gözümüzle bakarsak ancak dört beş bin kadar sâbit yıldız görebiliyoruz. Her biri bir manzûme olan ve müte'addid peyklere mâlik bulunan bu yirmi bin güneş, yukarıdan beri söylediğimiz gibi yekdîgerinden gayet büyük fâsılalarla ayrılmışlardır. Kütleleri i'tibâriyle bu sâbitelerden hiçbiri kâ'inâtı teşkil etmez, belki o kâ'inâtm âdi bir cüz'ü olur ve kâ'inâttaki nihâyetsiz ve hesâbsız âlemlere nisbeüe [86] küçük bir âlem teşkil eder. Bu âlemlerin yamnda bizim Güneşimiz küçük bir mercimek dânesi gibidir.
istanbul şişli günlük kiralık daire yazdı v sundu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder