şişli günlük kiralık daire daire ve islam bilgileri10

şişli günlük kiralık daire daire ve islam bilgileri10

 evet arkadaslar sizlere bugünde elimizden gelen gayreti gösteren şişli günlük kiralık daire diyorki lütuf gereği, ayetlenleıle ifade edildiği gibi, her kavmc ve millete bir hıda. yetçi/peyganıber göıulerilmiijtir (Ra'd 13/7).Bilindiği gibi ayette "Cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinlerdiji yarattım’’ (Zûriyât 51/56) buyurulmaktadır. İnsan, Allah’ın kendisine verdiği akılla belki bir dereeeye kadar, sonsuz ilim, irâde ve kudret sahibi vüc« bir Yaratıcı'nın varlığına ulaşabilir; ancak, yıkanda da ifade edildiği üzere, fert ve sosyal yapı için gerekli olan emir ve yasaklan bütünüyle akhyia keşfedemez. Bu sebeple insanlara Allah’ı doğru bir şekilde öğretecek;dini yükümlülükleri, olgun ahlâk kurallarını, kısacası insanlann dünya ve âhiret hayatlarında mutlu olmalarını sağlayacak her türlü bilgi ve pratikleri verecek peygamberlere ihtiyaç vardır. Kaldı ki insanlar, bilim ve teknolojide ne kadar ilerlerse ilerlesinler din ve ahlâka her zaman ihtiyaç duyacaklardır.
Ruh ve bedenden oluşan insanın yeme, içme gibi bedensel ihtiyaçlan olduğu gibi, inanma ve aşkın bir varlığa ibâdet gibi rûhî ihtiyaçlan da söz konusudur. Tabii olarak nıhî gıdasızlık, ruh sağlığının bozulmasma sebep ok Ruh sağlığımızın korunması, peygamberlerin öğretileri ve bunların uygulanmasına bağlıdır. Bu açıdan da peygamberler, insanlara Allah’ı tanıtmak, emir ve yasaklannı öğretmek, sonuç olarak olgun/kamil insan yapmak için gönderilmişlerdir. Nitekim Hz. Peygamber mutluluk kaynağı olan "güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildiğini” (Bk. Muvatta, Hüsnü’l-huluk.Si ifade etmektedir.

Peygamberlerin gönderiliş sebep ve hikmetleri, birçok yönüyle çeşitli ayetlerde açıkça ifade edilmiştir. Şöyle ki:
“İnsanlar (aslında) bir tek ümmet (millet) idi. Bu durumda iken Allah, müjde verici ve uyarıcı olarak peygamberleri gönderdi. İnsanlar arasında anlaşmazlığa düştükleri hususlarda hüküm vermeleri için, onlarla beraber hak yolu gösteren kitapları da indirdi” (Bakara 2/213).
“Ümmîler arasından kendilerine âyetlerini okuyan, onlan temizleyen, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen O’dur” (Cum’a 62/2).
“Ey Rabbimiz! Onlara kendi içlerinden senin ayetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onlan temizleyecek bir elçi (resul) gönder...” (Bakara 2/129).
İlk peygamber Hz. Âdem ile son peygamber Hz. Muhammed arasında pd: çok peygamber gelip geçmiştir. Bunlardan 25 tanesi ismen Kur’ân’da bildirilmiştir:
“Biz Nûh ’a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana
NÜBÜVVET VE VAHİY
torunlara, Isa’ya, Eyyûb’a, Yûnus’a, Hârûn’a ve Süleymân’a vah-yettik. Dâvûd’a da Zebûr’u verdik. Bir kısım peygamberleri sana daha önce anlattık, bir kısmını ise sana anlatmadık. Ve Allah Mûsâ ile gerçekten konuştu. (Yerine göre) müjdeleyici ve uyancı olarak peygamberler gönderdik ki insanların, peygamberlerden sonra Allah’a karşı bahaneleri olmasın. Allah, izzet ve hikmet sahibidir”
(>lisâ’4/163-165).
Çoğunlukla isimleri söz konusu olan Kur’ân’da adı geçen peygamberler şunlardtr; Hz. Âdem, îdris, Nûh, Hûd, Sâlih, Lût, İbrâhîm, Îsmâîl, İshâk, Ya’kûb, Yûsuf, Şuayb, Hârûn, Mûsâ, Dâvûd, Süleyman, Eyyûb,
Yûnus, îlyas, Elyesa’, Zekeriyyâ, Yahyâ, İsâ, Muhammed (a.s.).
Görüldüğü üzere bu âyette, “6ir kısmım ise sana anlatmadık” şeklinde belirtilerek isimleri verilmeyen bazı peygamberlerin varlığından söz edilmekte, ancak sayıları konusunda en ufak bir ipucu verilmemektedir. Allah, ayetlerden açıkça anlaşıldığı gibi, bütün topluluklara peygamber göndermiştir. Nitekim ''Her ümmetin bir peygamberi vardır. Peygamberleri gel-diğilaman, aralarında adâletle hükmedilir ve onlara asla zulmedilmez” Çr'ûnus 10/47) ile “Biz seni hak ile müjdeleyici ve uyarıcı olarak gön-krdik. Her millet içinde mutlaka bir uyarıcı (peygamber) bulunmuştur”
(Htır 35/24) âyetleri buna delâlet eder.
Bütün bunlann yanında, Üzeyir, Lokmân ve Zülkameyn’in peygamber olup olmadıkları şüphelidir. Açık olan husus ilk ve son peygamber arasında, ayetlerde ifade edildiği üzere, pek çok peygamber gelip geçtiğidir.
Bazı rivâyetlerde 124.000 peygamber gönderildiği belirtilmiş ise de (Bk. Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 266) bunlann zayıf olması sebebiyle, peygamberlerin sayıları hakkında bir rakam telaffuz etmek doğru değildir. Abi halde bir rakam verilmesi durumunda, Ömer Nesefı’nin de Akaid’inde ifade ettiği üzere, eğer peygamberlerin sayısı bundan az ise peygamber olmayanlar peygamber sayılmış; eğer bundan çok ise bazı peygamberler peygamber kabul edilmemiş olacaktır.
Peygamberlerin dışında bazı insanlar, bazı özel durumlarda Allah’tan ilhâm alabilirler. Ancak bu özel bir durumdur. Vahiy, herkesin uymak zorunda olduğu bir bilgi vasıtasıdır; ancak ilhâm böyle değildir. Şayet bir insan, Allah’tan bir ilhâma mazhar olmuşsa bu ilhâm, sadece o şahsı ilgilendirir, '’aşkasmı bağlayıcı olmaz. Bu bakımdan Ehl-i Sünnete göre, “ilhâm” bilgi 'asıtası olarak kabul edilmemiştir.
^"^Teâlâ, son peygamber olarak Hz. Muhammed’i göndermiştir. Artık P^raete kadar bir daha peygamber gelmeyecektir. Hz. Muhammed’e
dirilen Kur’ân, Allah tarafından, bozulmaktan, değiştirilmekten ve kaybol, maktan koruma altına alınmıştır. Kıyamete kadar gelecek olan insanlar imân, ibâdet, ahlâk, insânî ilişkiler vb. her türlü dînî, rûhî ve mânevi ihtj. yaçlannı karşılayabileceklerdir; ayrıca bir peygambere ve İlâhî kitaba ihti. yaç duymayacaklardır.
Bunun asıl ve pratik gerekçesi, İslam’ın insanlık için temel evrensel prensipleri içermesi ve bunların zaman içinde, şartlar doğrultusunda yorumlama gibi bir vazifenin bizlere sunulması olarak gösterilebilir. Nitekim asr-ı saâdetten bu yana Müslümanlar, Kur’ân’ın korunması, ezberlenmesi, hadislerin tesbiti ve öğrenilmesi konularına büyük önem vermişler ve bu hususta olağanüstü gayretler sarfetmişler; zaman içinde şartlara göre içtihat ederek bu asli görevi yerine getirmişlerdir. Ancak bu durum, dahili ve harici birtakım sebepler sonucu, içtihat kapısının kapatılarak alt üst olmuş ve îslam dünyası mevcut geri kalmışlık seviyesine inmiştir. Merhum Akifin ifadesiyle ulema da, bu geri kalmışlık ve çaresizlik içinde bir cebri kader bataklığında çırpınarak vahy-i ilahiyi bekler olmuşlardır!
Hz. Muhammed’in peygamberliğinin evrensel olduğu, "Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanlann çoğu bunu bilmezler'’’ (Sebe’ 34/28) âyeti açıkça bildirmektedir. Dolayısıyla Hz. Peygamber, sadece Araplara değil, bütün insanlık için kendinde örnekler bulunan peygamber olarak gönderilmiştir.
2. Elçilerin Görevleri: Tebliğ, Tebyin, Tebşir, İnzar Peygamberler, Allah Teâlâ’nın kullan arasından seçtiği ve İlâhî elçilikle görevlendirdiği insanlardır. Peygamberler son derece doğru (sâdık), güvenilir (emîn), akıllı ve zeki (fatîn), kendi irâdeleri ve Allah'ın korumasıyla günahlardan uzak bulunan (mâsûm) kişilerdir. Esas görevleri olan İlâhi buyrukları insanlara ulaştırmayı (tebliğ) kusursuz bir şekilde ifa etmişlerdir. Onlar dürüstlük ve ahlâk bakımından zirvede olan insanlardır. Dolayısıyla onlarda peygamberlik görevini yerine getirmeye engel olacak huylar ve herhangi bir eksiklik bulunmaz.
Peygamberler sıdk, emânet, fetânet, tebliğ ve ismet konusunda diğer insanlardan farklıdırlar. Nitekim bu güzel sıfatlar sebebiyle insanlar, ancak onlara güvenebilir ve peşlerinden gidebilirler. Peygamberler, günah işlemezler; Allah tarafından günah işlemekten korunmuşlardır. Hz. Âdem’in yasak ağacın meyvesinden yemesi ve Hz. Mûsâ’nın bir insan öldürmesi gibi fiiller, unutarak, yanılarak, ancak hataen işlenmiş fiillerdir. Dini literatürde bunlara “zelle” adı verilir. Bu bakımdan peygamber, dînî tebliğ konusunda İlâhî koruma altındadır; bu sebeple unutmaz, yanılmaz ve hata
etnıez Bunun dışındaki hususlarda/dünya işlerinde zaman zaman yanıla-Ijjlir, hata edebilir ve unutabilir. Bunların neticesinde de ilahi itaba/siteme uğrayabilir.
peygamber, Allah Teâlâ’nın kulları arasından seçtiği ve İlâhî elçilikle gö-fcvlendirdiği şerefli insandır. Bu hususta Kur’ân’da şöyle buyurulur: "'And olsun ki, Allah, inananlara âyetlerini okuyan, onları arıtan, onlara Kitab ve Hikmel'i öğreten kendilerinden bir peygamber göndermekle iyilikte bulun-oıuştuK Halbuki onlar önceleri apaçık sapıklıkta idiler ” (Âl-i İmrân 3/164).
Peygamberlerin insan olmak bakımından diğer insanlardan farkları yoktur. Her insan gibi bir ana-babanın çocuğudurlar. Hz. Peygamber, kendisinin de diğer insanlar gibi olduğunu ısrarla belirtmiştir. Bu husus Kur’ân’da; “De ki: Ben, yalnızca sizin gibi bir insanım; (şu kadar var ki) bana, ancak manızın tek bir Tanrı olduğu vahyolunuyor ” (Kehf 18/110; Fussılet 41 /6) şeklinde ifade edilmiştir.
Bu ve benzeri âyetler, Hz. Muhammed’in, dolayısıyla bütün peygamberlerin diğer insanlardan tek farklarının Allah’tan vahiy almak olduğunu bildirmektedir. Her insan gibi onlar da yerler, içerler; çalışır ve yorulurlar; evlenir, hastalanır ve nihayet ölürler. Peygamberde ulûhiyetten eser yoktur. Peygamberlerin peygamberliklerini ispat için göstermiş oldukları mu’cizeler, tamamen Allah’ın izni ile ve Allah’ın fiili olarak gerçekleşen işlerdir. Bu sebeple kendilerinde müşahede edilen mucizelere bakıp onların ilahi vasıflarla muttasıf olmaları gibi bir durum söz konusu olamaz. Zira mucizeler tamamıyla Allah’ın irade ve gücü ile ortaya çıkan fiillerdir; bunlar peygamberlerin kendi güçleriyle ortaya çıkan fiiller değildir. Aksi halde peygamberliklerini doğrulama (sıdk-ı nübüvve) gibi bir görevi ifa etme makamında olamazlar.
Bu nedenle peygamberler de tamamıyla ilahi koruma altında bulunan Allah’ın kullandır. Kendilerinde olağanüstü güçler bulunan ilahi özellikler söz konusu değildir. Nitekim ayetlerde bu husus, çok açık ve net bir şekilde dile getirilmiştir:
“De ki: ‘Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana ilahmızm bir tek ilah olduğu vahyolunuyor. Artık O’na yönelin, O’ndan mağfiret dileyin; ortak koşanlann vay haline” (Fussilet 41/6).
“Fakat bizim huzurumuza çıkacaklannı hiç beklemeyen kimseler:
Bize niçin melekler gönderilmedi?, yahut ‘Neden Rabbimizi görmüyoruz?’ diye sorup duruyorlar. Gerçek şu ki, onlar büyük bir küstahlıkla [Allah’ın mesajına karşı böylece] burunlarını dikerek kendilerini onulmaz bir büyüklük duygusuna kaptırmış bulunuyorlar”
“Ve Biz, bir meleği elçimiz olarak tayin etmiş olsaydık [bile], onun kesinlikle bir adam olarak [görünmesini] sağlardık ve böylece onları, şimdi içinde bulundukları şaşkınlığa yine düşürürdük” (En’am 6/9).
Müşrikler, esasen inanma niyeti taşımadıkları için peygamberin insanüstü bir varlık olmasını istemişlerdir. Eğer öyle olsaydı, belki bu defa da, ''Allah neden insandan bir peygamber göndermedi" diyeceklerdi. Bu sebeple Allah’ın, insana kendi cinsinden peygamber göndermesi, engin hikmet ve lütfiınun bir eseridir. Allah Teâlâ peygamberlerini, kulları arasından seçerken İlâhî elçiliğe en uygun olanlardan seçmiş ve onlara bazı özellikler vermek suretiyle elçilik görevlerini ifaya hazır hale getirmiştir.
Peygamberlik, insanoğlunun ulaşabileceği en yüksek mertebedir. Ancak bu, kesbî değil, vehbîdir. Yani peygamberlik, insanlann istek ve tercihleri ile, çok ibâdet ve riyâzatla kazanılacak bir makam değildir, Allah’ın bir lütfü ve ihsânıdır, Allah dilediğine bu görevi verir. Nihayet insanlar arasından kendisine elçi olarak seçtiği kulunu birtakım özellik ve sıfatlarla donatmıştır. Ayette şöyle buyrulmuştur;
"... Allah elçilik görevini (risaletehu) kime vereceğini daha iyi bilir...” (En’am 6/124).
Elimizdeki en eski kaynaklar, peygamberlerin özelliklerini genel olarak “ismetu’l-enbiya” bahisleri içinde ele almışlardır. Peygamberlerin diğer insanlardan farklı özellikleri genelde sıdk, emanet, fetanet, tebliğ ve ismet şeklinde ele alınıp incelenmiştir. Ancak bu arada bu özelliklerin saysı konusunda alimler arasında bir birlik yoktur. Kanaatimizce “tebliğ”! bir özellik ve vasıf olarak değil, bir vazife olarak değerlendirmek daha isabetli olsa gerektir.
şişli günlük kiralık daire yazdı..