şişli günlük kiralık daire ve islam bilgileri88
bugün yine islam yazılarımızı yazan şişli günlük kiralık daire diyorki 23. Bir Şeyin Doğruluğundan Benzerinin Doğruluğuna, Bir Şeyin İmkânsızüğından Benzerinin İmkânsızlığına Delil Getirmek Benzer iki şeyin aynı vasıflan taşımalan nedeniyle benzer hükmü alma-lan gerekir, düşüncesinden hareketle Mu’tezile başta olmak üzere hemen hemen bütün kelam ekolleri bu yöntemi kullanmışlardır. Bu delilin esası, bir kimse bir adım attığı zaman bunun benzer ikinci adımmı da atabilir, gibi bir ikna düşüncesine dayanmaktadır. Bu delil, öldükten sonra ikinci dirilmeyi ispat etmek için de kullanılmıştır. Dolayısıyla, ikinci yaratmanın birinci yaratmadan daha kolay olacağı savunulur. Delilin özünü, ilk defa bir şeyi hiçbir modeli olmadan yaratan Allah’ın ikinci defa daha kolay bir şekilde yaratacağı ilkesi oluşturur. Kur’an’dan şu deliller getirilir: ”..çü-niyüp dağılmış olduğu hu kemikleri kim diriltir? Dedi. De ki: Onları, ilk kfayaratan (İkinciyi haydi haydi) diriltecektir. O, her türlü yaratmayı bikridir." {Yâ-Sîn 36/76-79; Rûm 30/11). Bu âyetlerden anlaşıldığı gibi ilk yaratılış, diğer yaratılışlara delil olarak getirilmiştir.2^ Mu’cizeyi, Mu’cize Sahibinin Doğruluğuna Delil Getirmek
cize, onu gösterenin lehine bir delil olarak kabul edilir. Aynı zamanda cize, peygamberin kendisinden haber aldığı kimsenin asla yalan söylemeyeceğinin doğruluğuna da delil gösterilir (Bâkıllânî 1994: 22
Sistematik aklî delillerin en meşhurlan bunlardır. Bu delillerden bir kısmı günümüzde işlevini kaybetmişken, sebr ve taksim gibi bir kısmı da varlığım sürdürmektedir. Mu’tezile’nLn önderliğinde kelam âlimleri sistematik akla geçişle birlikte, inanç esaslarının savunulmasında ve bazı kelami problemlerin açıklanmasında kullanılmak üzere yukarıda sözü edilen akli delilleri geliştirmişlerdir. Aklî delillerin amacı, akideleri belirlemek değil, nakli delillerle belirlenen akideleri aıkli ve mantıkî kurallarla desteklemektir.
3.MANTIK, FELSEFE VE İLİMLERDE KULLANILAN İSTİDLAL ÇEŞİTLERİ
Yukanda kelam ilminde kullamlan istidlâl çeşitleri üzerinde durduk. Şimdi de, mantık, felsefe ve diğer ilimlerde kullanılan istidlâl yöntemleri üzerinde duracağız. Bilindiği gibi, akıl ile meydana gelen bilgi ya zaruri olurya da istidlâli olur. İşte bu istidlâl, üç türlüdür:
3.1.Ta’GiyTümdengeUm (Dedüksiyon)
Akim istidlâli, tümelden tikele, illetten ma’lüle, müessirden esere geçişle olur. Kıyas, kesinlik bildiren önermelerden oluşuyorsa, kesin bilgi ifade eder. Her canlı hareketlidir genellemesi, insanın hareketli olduğuna delildir. Şöyle bir örnek vermek mümkündür:
“Bütün cisimler tartılabilir.
Taş, toprak, su da birer cisimdir,
O halde bunlar da tartılabilir.”
Bu akıl yürütme tarzına mantıkî kıyas denildiği gibi bürhân-ı limmî adı da verilir. Limmî, bize “niçin” manasına ileten “lime”ye mensûb demektir Hükmün illetini beyan ettiği için bu adı almıştır. “Niçin” anlamına gelen “lime” edatı, bir şeyin sebebini bulmak için kullanılır. Niçine verilen cevap, hükmün sebep ve illeti olacağı için tümelden tikele, müessirden esere istidlâl çeşitlerinin hepsine de delil-i limmî denilir. Meselâ, “taş niçin tar-tılabilir?” diye sorulsa, buna cisim olan her şey tartılabilir, cevabı verilir Tartılmanın illeti, cisim olmasıdır.
3.2.Istikrâ/Tümevarım (Endüksiyon)
Tikelden tümele, eserden müessire ve ma’lûlden illete varış yöntemidir Bu istidlâl biçimine delil-i innî” de denilir. Arapça’da “itme” edatı, tahkik ve sübût ifade eder, “muhakkak” anlamına gelir. Eserlerin müessirlerini göstermeleri kesin olduğu için, bu türlü delillerin delaletleri kat’îdir. Şu örneklerde olduğu gibi.
DELİL VE DELİLLENDİRME YÖNTEMLERİ
• Tuş, toprak ve su tartılabilir, faş. toprak ve su birer cisimdir,
Q halde bütün cisimler tartılabilir.”
fj’lîl, daha çok zihni ilimlerde, istikrâ ise, maddi ilimlerde kullanılan bir ^{tottur. Bu bağlamda istikrâ ikiye ayrılır: Bunlardan ilkine, istkrâ-i tam (jenilir Bir küllinin (nev’in fertlerinin tümü ve netice çıkarılan olayların hepsi) araştınlıp incelenerek hüküm verilmesine denir. Örneğin, “gerek (ek, gerek çift sayılar bire bölünür” önennesi, mutlak sayının bire bölüneceğine delildir. İkincisi ise, istikrâ-i nâkısiır. Bir nev’e ait fertlerin tümü ve hakkında araştırma yapılan olayların hepsi sayılıp incelenmeden, bazı fert ve hâdiseleri araştırmakla yetinilerek hüküm vermeye denir; at, katır, inek gibi bazı hayvanlann çiğneme esnasında alt çenelerini hareket ettirmele-nnden yola çıkarak, her hayvanın çiğneme esnasında alt çenesini hareket ettirdiğini söylemek gibi. Bunun hükmü ise, zan ifade eder.
3i.Temsil (Analoji)
Aklın bir tikelden diğer bir tikele geçme yoludur. Bu yöntemde, birbirine benzeyen iki ayn şeydeki benzer özelliklerden yararlanarak birine verilen hükmü diğerine de vermesidir. Yani, illet birliği gibi bir benzerlik nedeniyle bir cüz’iye verilen hükmün diğer cüz’iye de verilmesidir. Şu örnek de olduğu gibi;
Şarap haramdır, çünkü sarhoşluk vericidir,
0 halde sarhoşluk veren rakı da haramdır.” Bu aklî tefekkür tarzma fıkhı kı-iffidadenilir. Görünmeyenin görünene delil getirilmesi bir analoji biçimidir. Temsilin hükmü, zan ifade eder (Cürcânî 1239; 69; Topaloğlu 1981; 79).
Görûldüp gibi mütekkelimûn, tümelden tikele intikalde, kesinlik ifade etmeyen zannî öncülleri de kullanmışlardır. Öncülleri zaımî olan kıyaslar zan ifade eder. Hâlbuki bedihîyyât, hissiyyât ve mütevâtirattan birine istinat eden kıyaslann neticeleri kesindir. Kelam’da daha çok kat’iyet ifade eden delillerin kıllanılması istenir. Kur’an-ı Kerim’in deilleri istikraî bir karakter taşır.
Mütakddimûn dönemi kelamcıları Aristo mantığını dinde bid’at ve dalâlet olarak görmüşler ve bundan dolayı kullanmamaya çalışmışlardır. Ansto’nun tümellerden tikele gitme yöntemine dayalı kıyas anlayışına müteahhirûn selefıyyeden İbn Teymiyye büyük tepki göstermiştir. O, ta’lîli kıyaslardaki büyük öncülü sonuç olarak sunmanın bir değer ifade etmediğini söylemiş ve evlâ kıyası tercih etmiştir. Nitekem O, bu kıyas türünü tecih etmesinin gerekçesini şöyle açıklamıştır: “Kendilerinde noksanlık
bulunmayan kelam sıfatlarından Allah için sabit olanlar, Allah’ın dışındaki varlıklarda sabit olanlardan daha mükemmeldir. Allah ile yaratıklan arasındaki bu sıfatları akıl kavrayamaz. Bu nedenle insan, Allah’ın, yarattıklarına olan üstünlüğünün herhangi iki varlığın birbirine olan üstünlüğünden daha fazla olduğunu bilir (îbn Teymiyye 1982: 154, 155, 159).
Gazali ile birlikte mantık İslâm dünyasına girmiştir. İslam kelamcılan, özellikle akâid alanında delillerle isbatı istenen konulan usûlüd-dîn ve furûu’d-dîn şeklinde ikili bir tasnife tabi tutmuşlar, her bir alanın kendisine özgü öncüllere dayalı kıyas türlerini kullanmışlardır. Örneğin dini alanda Kitap ve sünnete dayalı delillerden istifade edilirken, aklın alanına giren konular için mahsûsât ve mücerrebât (gözlem ve deney) gibi yöntemlerin sonuçlarından yararlanılmıştır.
Kaynaklar
Aciûnî (1951), Keşfu ’l-Hafâ, Mısır.
Altıntaş, Ramazan (2003), İslam Düşüncesinde İşlevse! Akü, İstanbul.
Bâkıllânî (1987), Temhîd, tahk. Imâdüddîn Ahmed Haydar, Beyrut.
Bâkıllânî (1986), el-İnsâf, tahk. Imâdüddîn A. Haydar, Kahire.
Bâkıllânî (1994), İ ’câzü ’l-Kur 'an, Beyrut.
Cürcânî (1987), et-Ta’rîfat, Beyrut.
Cürcânî (1239), Şerhu’l-Mevâkıf, İstanbul.
Eş’arî (1410), e\-İbâne an Usûlid-diyâne, Medine.
Eş’arî (1955), el-Luma, Kahire.
Gazâlî (1983), el-İktisâdfı’l-İ’tikad, Beyrut.
Gazâlî (1996), el-Munkız (Mecmû’u Resâili’l-Gazzâli içerisinde), Beyrut.
Gazali (1990), Mi’yâru'l-ilm, Beyrut.
İbn Teymiyye (1982), Kitâhu ’rred ale ’l-mantıkiyye. Lahor.
Mâtürîdî (1979), Kitahu't-Tevhid, tahk. Fethullah Huleyf, İstanbul.
Neşşâr (1984), Menâhicü ’l-Bahs, Beyrut.
Razi (1984), Muhassal, Beyrut.
Bekir Topaloğlu (1981), Kelam İlmi, İstanbul.
Yavuz, Y. Şevki, ^'Delil", DİA, IX.
NÜBÜVVET VE VAHİY
1 Osman Karadeniz
1. Nübüvvetini Gerekliliği ve Elçilerin Gönderiliş Amacı Peygambere iman, Kur’an’da çokça vurgu yapılan temel inanç esasla-nndandır; dolayısıyla dinler tarihi açından ilahi dinlerin üç temel esasından biri olarak kabul edilir. İnsanlık ve fesefe tarihine baktığımız zaman, insanlann, içinde bulunduktan farklı şartlar gereği, hep kavga ve ihtilaf içinde olduklanm görürüz. Bu sebeple ilahi mesaja muhatap olan peygamberler, insanlığa birlik-beraberlik ve huzur ortamı sağlama noktasında fert ve toplum için kurtuluş çareleri sunmaya çalışmışlardır. Öte yandan, ilahi kitaplardan öğrendiğimize göre, onlar, bizzat zalim idarecilere karşı hak ve adaleti müdafaa ederek hep zayıf ve mazlumlann yanında olmuşlardır.
Peygamberler, doğru/hak yoldan aynimış fert ve toplumlan fitrat çizgisine çekmek için gönderilmiş hidayet rehberleridir. Tarih boyunca insanlar, çeşitli menfaatler uğruna sosyal kurallara aykırı hareket ettikleri için, tabii olarak birtakım huzursuzluklara sebep olmuşlardır. Bu sosyal yapı zedelendiği zaman da, Allah, peygamberler vasıtasıyla insanlan bu fıtrat, diğer bir ifade ile istikamet çizgisine davet etmiştir. Bu davete icabet etmeyip kurallan çiğneyerek fıtrattan aynlanlar, şaşmaz ilahi sünnet gereği kendi kendilerinin sonunu hazırlamışlardır. Tabiatıyla “sünnet-i ilahiye” demek olan bu sosyal düzene uygun hayat için konmuş kurallara müdahale, hilkati değiştirmek anlamına gelecektir.