şişli günlük kiralık daire ve islam bilgileri55
evet arkadasalr sizlere en güzel yazıları yazan şişli günlük kiralık daire dediki İtikMkonularda delil alma bakımmdan yapılan bir tasnife göre delil kat’î ve zanm‘ diye ikiye ayrılır. Medlûlünden (bildirdiği şeyden) muhalif ihtimalleri kaldıran delile kat’î; her türlü ihtimali kaldırmayan delile de zannî delil denir. Nakli bir delilin kat’î sayılabilmesi için hem sübût ve hem de delâlet yönü göz önünde bulundurulmalıdır. Baştan sona kadar kesin bilgi ifade eden sübûtu kat’î olan Kur’an âyetleriyle, sübûtu ve manaya delâleti kat’i olan mütevâtir bdisler itikâdî konularda kesin delil sayılmıştır. Tevatürün altındaki meşhûr veâhâd haberler kelamda delil sayılmazlar (Topaloğlu 1981: 73).U. Bürhâo, Hatâbe ve Cedel
Aklî delil, kat’i olursa bürhan, zannî olursa hatâbe adım alır. Arapça’da Şıklığa kavuşturmak” manasına gelen bürhân, Kur’an-ı Kerim’de, hak batılı birbirinden ayıran kesin delil karşılığında geçer (Bakara
Enbiya 21/24; Mü’minun 23/117). Kelamda ise bürhân ya da hüccet doğmiuğunda şüphe bulunmayan kesin bilgi ifade eden kıyas demektir Bürhânı oluşturan kıyas, hem şekil hem de öz olarak doğru olmalıdır. Yani öncülleri kesin olan bürhân, kesin olmayan ise, hatâbedir.
Mantıkta beş sanattan birincisine bürhân denilir. Öncülleri bedihi ve zaruri olana bürhân-ı vicdânv, öncülleri bedihi önermelerden çıkanlan bilgilere da yanan bürhâna, bürhân-ı nazari; bir düşüncenin doğruluğunu, zıddınm yan hşlığmı ispatlamak suretiyle ortaya koyan bürhâna, bürhân-ı hulf adı verilir Aynea bürhân şu kısımlara da ayrılır. Ma’lûlden illete, eserden müessire sanattan sanatkâra, neticeden sebebe intikal eden bürhâna, bürhân-ı innide nir; âlemin varlığmı Allah’m varlığına delil getirmemiz gibi. İlletten ma’lûle müessirden esere, sanatkârdan sanata, sebepten neticeye intikal etmeye de bürhân-ı limmî adı verilir; ateşi görünce dumanına hükmetmek gibi.
Bürhân, her türlü cedel ve münakaşaya dayanıklı bir delildir. Hatâbi delil ise, öyle değildir. Bu delil ancak, inatçı olmayan ve kafası farklı fikirlerle karışmamış kimseleri ikna edebilir. Meselâ, “bir evde iki yönetici olmaz, iki yönetici bulunan evde düzen bulunmaz” sözrii iknaya dayalı olup hatâbi bir delildir. Mütevâtir olmayan hadislerle öğüt vermek bu kabildendir. Nitekim Hz. Peygamberden gelen bir rivayette: “Halka anlayacakları bir dille konuşunuz” (Aciûnî 1951: I, 196) buyrulur. Büyük çoğunluğu temsil eden avam/halk, bürhânı anlayamaz, ancak, hatâbi bir yöntemi anlayabilir. Bu sebeple Nahi Sûresi’nin 125. âyetinde hem bürhânî, hem hatâbi ve hem de cedeli delilin varhğma dikkatlerimiz çekilmiştir.
Bilindiği gibi cedel; meşhûrât ve müsellemâttan derlemniş kıyastır. Ce-dele dayalı delili kullanmaktan maksat, hasmı susturmak ve bürhânm öncüllerini anlamayan kimseyi cevab vermekten aciz bırakmaktır. Kelam’da kullanılan cedel, bir düşüncedeki çelişkileri tartışarak muhataba gösterme sanatıdır. İslâmda esas olan haktan ve doğruluktan yana olmaktır. Bâtılı savunma ve doğm olduğunu bile bile gerçeğe karşı çıkma şeklindeki cedel yasaklanmıştır. Kur’an’da övülen cedel, hakkı ve doğru olanı savunma yöntemidir. Hz. İsa’nın babasız doğduğunu inkâr eden bir kimseyi, Hz. Âdem’in babasız ve anasız yaratılması deliliyle susturmak cedele bir örnektir. Dolayısıyla inançla ilgili konularda, muhatabın kavrayış durumuna göre bürhân, hatâbe ve cedelden oluşan her üç delil de kullanılabilir.
1.4.Yaldniyyât ve Zanniyât
Arapça’da yalcın, şüphe olmayan ve akl-ı selim için kesin bilgi demektir. Terim olarak yakîn, vâkıâya uygun, süreklilik niteliği taşıyan kesin inanç/itikat-tır. Yakîn bilgi, sağlam ve sağlıklı bir akıl sahibi için, hiçbir şüpheye mahal bırakmadan insana kesin bilgi verir. Kesin hükümler ihtiva eden önermelere
DULİL VE DELİL LENUİRMB VÖNTIMLLRİ
jjyakîniyyat denilir. Bunlar; bedîhiyyât, fıtriyyât, müşâhedât, mücerrebât, jjjfıtevâtirâl ve hadsiyyattır. Bunlardan ayrı olarak yakın bilgiler için bazı jjreceler sayalmıştır. Bu bağlamda kesinlik ifade eden ilmin dereceleri üçtür;
jl0e'l-)'akîn: Aklın ve naklin, nazar ve haberin verdiği kesin ilimdir. Sarih altıl, sahih nasla asla çatışmaz. Eğer aralarmda ihtilaf var gibi görülürse, bunun sebebi, ya aklın salim olmayışından ya da naklin açık olmayışındandır.
Hyne'l-yakin: Selim duyu organlarının, müşahede ve deneyimlerin verdiği bilgilerdir. Görülen ve hissedilen bir şey, verilen haberden daha çok ikna edicidir. Hz. İbrahim’in Allah’ın ölüleri dirilteceğine inanmasıyla birlikte, ölülerin diriltilmesini görmek istemesi ayne’l-yakîne örnek verilebilir (Bakara 2/260).
Hakka'l-yakin: İç duyu ve tecrübenin verdiği, insanın içinde hissettiği ilimdir. “Tatmayan bilmez” sözü meşhurdur. Yukarıda görülen zayıftan iaıvıetliye doğru yapılan bu sıralama bir hükmün kesinlik derecesini gösterir. Bir hüküm nihayet, %100’lük kesinlikle kabul edilirse tasdiktir ve imanın ta kendisidir.
Imiyyât, %50’nin üzerinde bir ihtimal taşımakla birlikte kesinlik ifade etmeyen öncüllerdir. Doğruluk tarafı tercih edilmekle beraber kesinlik taşuna-yan, zorunlu bilgi vermeyen mukaddime ve hükümler zanniyyât içine girer.
Bunlar altı tane olup kesinliğe yaklaşmalan yönüyle şunlardur; Meşhûrat, müsellemât, makbûlât, emâre kaziyeleri, vehmiyyât ve muhayyelâttır. Bütün bu aşamalardan geçen bir zihin, her türlü şüphe ve tereddütten kurtulur, neticede zan aşamasmdan geçerek inanç aşamasma yükselebilir.
2,İSTİDLAL YÖNTEMLERİ
Delil aramak, delile başvurmak ve delil kullanmak manalanna gelen istidlal, medlulü ispat etmek için delili belirtmektir (Cürcânî: 39). Bir başka ifade ile istidlal, başka hükümlere ulaşmak için birtakım önermeleri düzenlemektir. Meselâ, “kâinat değişkendir, her değişken mümkündür” bundan kâinatın mümkün olduğu sonucu çıkarılır.
İstidlal metollanndan bir kısmını kelamcılarımız hicri 5. yüzyıldan önce biriasraını da hicrî 5. yüzyıldan sonra geliştirmişlerdir. İmanın bilgi ile temellendirilmesinde kullanılan bu istidlâl metotları, İslam’ın savunulmasında büyük yarar sağlamıştır.
Kelam ilminde kullanılan belli başlı istidlâl çeşitleri şunlardır;
U.şâhidln Gâibe Delil Getirilmesi
İstidlâl bi ş-şâhid ale ’l-gayb, mütekaddimûn kelamcılarm en önemli akıl iüıtitme yöntemlerinden birisidir. Olgular dünyasındaki bir şeyin bir illet-
ten dolayı aldığı lıOküın vc kazandığı vasfın, aynı illeti taşıyan duyuötesj alandaki bir şey için dc geçerli olması demektir. Buna göre bu illeti gaj], alanında taşıyan şey, aynı illeti şahit alanında da taşıyan şeyin hükmünü alacaktır (Bâkıllânî 1987: 12). Kclamcılara göre bu tanımda geçen illetten maksat delildir.
İmâm Mâtürîdî’nin de kullandığı bu delilden amaç, âlemin sonradan yara-tıldığı sonucuna ulaşarak Allah’ın varlığmı kanıtlamaktır (Mâtüridî 1979: 27-28). Elbette kelam âlimleri şahidin gâibe delil getirilmesini sadece “İlahi Zaf’ın bilinmesinde değil, sıfatlar meselesini izah etmede de yararlanmış-lardır. Örneğin, Kâdî Abdülcabbâr, Allah’m sıfatlarım delâlette müştereklik esasına göre açıklar. Hatta onlar, ilahi adaletten, salah-aslâha, rü’yetullahtan ilahi iradeye kadar birçok konuyu bu esasa göre temellendirmişlerdir. Bu yöntemi sadece Mu’tezilc değil, Eş’arîler ve Mâtürîdîler de kullanmışlardır.
2.2.Tek Bir Mukaddimeden Sonuca Varmak
Bu aklî istidlâl yöntemi ile tek bir sonuca vanlmıştır. Kullanılan mukaddime zorunlu bilgi ifade ederken, elde edilen bilgiden hareketle nazari sonuca ulaşılmıştır. Örneğin, “cevherler hâdislikten uzak değildir” cümlesi bir öncüldür. Bu öncülden şöyle bir nazari bilgiye ulaşılır. Madde; cevher ve arazlardan oluşur, arazların hâdis olduğu kesindir. şişli günlük kiralık daire Cevher, arazlara mahal olduğuna göre onun da hâdis olması gerekir. Sonuçta, “hâdislerden uzak olmayan her şey hâdistir.” Bu mukaddimeden hareketle, âlemin hâdis olduğu gerçeğine ulaşılır. Bu metodu mütekaddimun dönemi, Mu'tezile ve Eş’arîler kullanmışlardır (Eş’arî 1955: 42). Ancak Gazali, sebebin tek bir mukaddimeye dayandırılmasını eleştirmiştir. Ona göre netice, en az üd mukaddimeye dayandırılmalıdır. Ancak o zaman doğru bir sonuca ulaşabilir (Gazali 1990: 106).
2.3.İttifak Edilenle İhtilaf Edilen Üzerine İstidlalde Bulunmak
Mütekaddiûn Kelam âlimleri ittifak edilenle ihtilaf edilenin hükmünü ortaya çıkarmak için; üzerinde ittifak edileni asıl, ihtilaf edileni ise fer' saymışlardır. Bu metodu Eş’arî, Allah’ın kudretinin ve yaratmasının umumi oluşunu kıyas etmek suretiyle Mu’tezile’yi ilzam etmek için kullanmıştır. Eş’arîye göre Mu’tezile âlimleri, “ve hüve bikülli şey’in alîm/ O, her şeyi bilendir" (6/En’am 101), ayetinde geçen ve her şey anlamına gelen kül kelimesinden yararlanarak Allah’ın biliciliğini umumi anlamda kullandıklan halde;/lö/ıkn külli şey'in/her şeyi yaratan (6/En’am 102) ve innallâhe alâ külli şe}' in kadîr/Allah ’ın herşe gücü yeter (2/Bakara 20) âyetlerinde yine her şey anla-mma gelen kül edatmm umumilik ifade ettiğini görmezden gelmek suretiyle. Allah’ın yaratma ve kudretinin umumi oluşuna muhalefet ettiklerini söylemektedir. Verdiğimiz örneklerde görüldüğü gibi Eş’ari, Mu’tezile’yi, lafiz
DELİL VE DELİ LL İNDİRME YÖNTEMLERİ
bir genelleme ile ihtilaf edilen şeyi ittifak edilen şeyle kıyaslayarak jlîam ediştir. Bu delilde Eş’ari’nin yapmak istediği şey, Mu’tezile’nin insanın Özgürlüğü ve sorumluluğu fikrinden hareketle yaratma ve kudret sıfatlarını insan için tahsis etmesinin anlamsızlığını ortaya koymaktır.
j,4.Sebr ve Taksim (Bölümlere ve Kısımlara Ayırmak)
Bu aklî istidlâl yönteminde konu ile ilgili üretilen şey, zihinde iki veya daha fazla bölümlere aynlarak incelenir. Bunların hepsinin doğru ya da yanlış olması imkânsızdır. Önermelerden birisi doğru olduğu zaman, diğeri yanlış olmak zorundadır. Delil ile bu ihtimallerden geçersiz olanlar elenir. Geriye kalan ihtimal doğru olarak kabul edilir. Burada hareket noktası, ele alman nesnenin araştıniması değil, onunla ilgili olarak insan aklına gelebilecek ihtimaller üzerinde durmaktır (Neşşâr 1984: 137). Bu yöntemi önce Mu’tezile, daha sonra Eş’arîler kullanmışlardır.Bu delili uygulamada Eş’ari’den bir örnek şöyledir: “Allah. Ey İblis! İki elimle yarattığıma secde etmekten seni men eden nedir?” (Sad 38/75). Eş’arî bu ayette geçen “yedeyn” kavramının; iki nimet, iki organ, iki kudret ve Allah’ın Celal sıfatı olmak üzere dört anlama gelebileceğine ihtimal vermektedir. Eş’arî zihinsel olarak oluşturduğu bu dört ihtimalden ilk üçünü eleyerek, sonuncu ihtimali doğru olarak görür (Eş’arî 1410: 135). Bu yöntemi Eş’ariliğin sistemleşmesinde büyük katkılan olan Bâkıllânî ve Gazâlî de kullanmışlardır.