şişli günlük kiralık daire ve islam bilgileri34
en güzel bilgileri yazan şişli günlük kiralık daire diyorki Peygamber oluşu ispatlanan ve mucieç ile desteklenen peygamberin sözü kesin bilgi ifade eder. Çünkü peygan, herler, kendi arzularına göre konuşmazlar; “Peygamber, kendi arzusu üç konuşmaz. Onun haber verdikleri, kendisine vahyedilenlerden başka bir şey değildir.” (Necm, 53/3-4). Bu, Hz. Peygamberin Allah’tan alıp bize kadar intikal ettirdiği vahiylerin hem onun peygamberliğinin bir delili ve mu’cizesi hem de mütevâtir haberi olması anlamına gelir.Sonuç olarak Kelam İlminde haber önemli bir bilgi kaynağı olarak kabul edilmiş, aksi yönde görüş bildiren Berâhime ve Sümeniyye gibi gruplann görüşleri şiddetle eleştirilmiştir. Çünkü haberin bilgi kaynağı olarak kabul edilmemesi durumunda insanın geçmişle bağı kesilecek, maddi ve manevi gelişimi duracak ve insan şimdiki zamanın mahkûmu olacaktır.
5. Bilgi Türleri: llahi-Beşeri, Zorunlu-İstidiâlî
Bilginin tanımından söz ederken, Kelamcılarm ortaya koyduklan tanımlarda hem İlâhî hem de beşeri bilgiyi ihtiva edecek bir içeriği ortaya koyabilme hedeflerinden söz etmiştik. Buradan hareketle Kelamcılar, en genel anlamıyla bilgiyi kadîm ve hâdis şeklinde iki türe ayırırlar. Kadîm bilgi Allah’ın zâtı ile birlikte bulıman bilgisidir ki, yaratümışlann hiçbirinin bilgisine benzemez; hem mahiyet hem de muhteva itibarıyla insan bilgisinden farklıdır. Ezel ve ebedi ihata etmesi itibarıyla sınırsızdır; tüm zamanlan ihata eder. İnsan bilgisi yalnızca var olanlarla ilişkili, sınnlı ve sonlu bilgi iken, Allah yok olanı da bilir ve bu bilgide hiçbir eksiklik söz konusu değildir. Allah ezelî ilmiyle bütün var olanları ve olacak olanlan bilir ve bilmek için hiçbir araca muhtaç değildir. Bilginin diğer tarafını ise hâdis bilgi oluşturur. İnsan başta olmak üzere yaratılmış olanların bilgisine verilen bir isimdir. “Sonradan olma” anlamına gelen hâdis sözcüğünün kullanılmış olması, insan bilgisinin yaratılmışhğını ve sonluluğunu ifade eder; dolayısıyla da sınırlıdır. Yalnızca var olanlarla ilişkilidir, hiçbir insan yokluğu veya yok olanı bilemez.
Kelam bilginlerinin yaptıkları en genel ve temel bilgi sınıflandınnası yukarıdaki tasniftir. Bundan sonra oluşturulan çeşitlendirmeler, daha çok beşeri bilginin elde ediliş biçimi ve tarzıyla ilişkilidir. İnsan bilgisi, kaynağı itibarıyla aklî ve naklî olmak üzere iki sınıfta ele alınmıştır. Naklî bilgi büyük ölçüde Kur’ân ve Sünnet’e dayalı olarak elde edilen bilgilerdir. Buradaki tartışma ancak bilginin üzerine bina edildiği naklin sıhhati ve manaya delâletiyle ilişkili olacaktır. Aklî bilgilerimiz ise, insan düşünce ve tefekkürüne dayalı olması nedeniyle bu tarzda isimlendirilmiştir ve bu bilginin meydana gelmesi için aklın kullanımı zorunludur. Aklî bilgilerimiz de, meydana geliş biçimiyle ilgili iki sınıfla değerlendirilmiştir.
Ijrdan bir kısmı detaylı bir akletme ve tefekküre ihtiyaç duyulmadan, ilk yönelişte meydana gelen bilgidir ki, zaruri bilgi adı verilmektedir. Kişinin jçlık ve susuzluğunu ya da bir bütünün parçasından büyük oluşunu bilmesi öu türün örnekleri olarak verilebilir. Aklî bilgilerimizin diğer çeşidinde ise tefekkür, istidlâl ve detaylı araştımıa yoluyla bir bilgiye ulaşım söz konusudur. İnsan gayret ve çabası (kesbi) bu bilgiye ulaşmada başat rol oynadığı için, bu bilgiye kesbî/iklisâbî bilgi adı verilmiştir. Uzak bir mesafeden dumanı görerek, orada bir ateşin var olduğuna ilişkin ulaştığımız bilgi bu türün bir örneğidir. Bu bilgi türünde elde mevcut bazı önermelerden hareket edilerek, diğer önermenin doğruluğuna ulaşılmaktadır.
Kaynaklar
Açıkgenç, Alparslan (2008), İslam’da Bilgi Nazariyesi, İslam’a Giriş, İstanbul.
Bakillânî, Ebu Bekir (1971), Kitâbu’t-Temhîd, tah.l.A.Haydar, Beyrut.
Bilgiz, Musa (2003), Kur ’an ’da Bilgi, İstanbul.
Bolay, Süleyman Hayri (1989). “Akıl”, DİA, İstanbul.
Cmeani, Seyyid Şerif (1907), Şerhu’l-Mevâkıf, Mısır.
Cûrcani, Seyyid Şerif (1987), et-Ta’rifât, Beymt.
Çelebi, tiyas-Topaloğlu, Bekir (2010), Kelam Terimleri Sözlüğü, İstanbul.
Erdemci, Cemalettin (2006), “Kelam İlminde Haberin Epistemolojik Değeri”, Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi, 6:1.
Hökelekli, Hayati (2000), “İdrak’’,D\A, İ stanbul.
Kaya.Mahmut (2011), “Tasavvur", Dia, İstanbul.
Kutluer, İlhan (2000), “İlim” DİA, İstanbul.
Nesefî, Ebu’l-Muîn (1993, 2005), Tabsıratü’l-Edille, (neşri Hüseyin Atay, Şaban Ali Düzgün), Ankara.
Özcan, Hanefi (1992), Epistemolojik Açıdan îman, İstanbul.
Özcan, Hanefi (1993), Mâtürîdîde Bilgi Problemi, İstanbul.
Râa, Fahreddin (tsz.), Meâlimu Usuli'd-Din, Mısır.
Tunç, Cihat (1997), Sistematik Kelam, Kayseri.
Yavuz, Y.Şevki (1996), “Haber”, Dia, (C.14), İstanbul.
Yeşilyurt, Temel (2004), “Kur’an’da BilgC', Fırat Üni. İlahiyat Fakültesi Dergisi Sayı:ll, Elazığ.
Yüksel, Emrullah (1991), Amidî’de Bilgi Teorisi, İstanbul.
Delil, “yol göstermek ve rehberlik yapmak” anlamındaki delâlet kökünden mübalağa ifade eden bir sıfat olup bir şeyin bilgisine ulaştıran manasına gelir(Cürcânî 1987: 139). Kur’an-ı Kerim’de muhtelif ayetlerde “kılavuzluk etmek, göstermek” anlamlannda kullanılmaktadır (Furkân 25/45; Sebe’ 34/14), Terim olarak delil; kendi vasıtasıyla başka bir şey hakkında bilgi elde etmeye yarayan şey, demektir. Lafzm manaya delaleti de böyledir. Delil sayesinde herhangi bir konunun doğru ya da yanlış olduğu öğrenilebilir. Kelam’da istidlâl, delil üzerinden yapılır. Bu manada delil, zorunlu olarak öğrenilmesi mümkün olmayan bir başkasının bilgisine götüren bir şeydir. .Mu tezile, delil ile medlûlün arasını ayınr ve ikisi arasında zorunlu bir ilişki görmez. Hatta akli incelemenin bilgiyi doğurması için aklım kullanan kimsenin medlûlü bilmeme şartını getirirler (Kâdî Abdülcebbâr: 87).
Bâkıllam' ise delili; duyu alanının dışında olan ve hakkında zorunlu bil-gimiz olmayan şeyin bilgisine götüren yol gösterici olarak tanımlar. Ona göre delil, emarelerden kurulan, imalar ve işaretlerden bize ulaşan, duyular yoluyla algılanamayan ve zorunlu olarak kendiliğinden bilinemeyen lıiöuslann bilinmesini sağlayan şeydir. Bu yüzden bir topluluğa rehberlik yapan kimseye de delil denilir (Bâkıllânî 1987; 33-34). Bâkıllânî’ye göre lielil, zaruri olarak bilinmeyen şeyin bilgisine doğru bir akıl yürütme ile “laşnıa imkânı sağlar. Bu da üç çeşittir: a) Aklî delil. Delâlet ettiği ile ilgi-Fiilin failine, sıfatların zata delalet etmesi örneğinde olduğu gibi, b)
' Delil. Dilden çıkarılan anlam üzerinde uzlaşıdan sonra söz yoluyla
şeylere delalet eder, c) Dilsel delil. Dilsel uzlaşıdan ve sözün anlamlann dan hareketle delalet eden delildir. İsimlerin, sıfatların ve diğer lafızların delaletleri gibi. Uzlaşıya dayalı yazı, sembol, işaret ve sayıların miktarları-nı gösteren onluk sayılann delaletleri bu delil tanımı içine girer. Eğer bütün bunlar üzerinde bir uzlaşı olmasaydı, delil olmaları mümkün olmazdı.
Gazâlî, delili, bilgiyi gerektiren iki öncülün birleşmesi şeklinde tanımlar. İki öncülün birleşmesinden istenilen bilginin doğma tarzını bitmek, delilin delalet tarzını bilmekle eşdeğerdir. İstenilen bilgiyi kavramak için iki öncülü zihinde oluşturmak gerekmektedir (Gazâlî, 1983: 14). Bu tanımda da görüldüğü gibi Gazali, delili, mantıki bir kıyas olarak ele almaktadır. Fahreddin er-Razi ise delili, kendisinin bilinmesinden başka bir şeyin bilinmesini gerektiren şey olarak tanımlar (Razi, 1984: 70). Cürcânî de Razi’ye uyarak buna benzer bir tanım yapar. Bu tanıma ek olarak, delilin hakikatini, kıyasta orta terimin küçük öncülde bulunması ve onu kapsaması şeklinde ifade eder (Cürcânî 1987: 139). Kelamcılar, âlemden hareketle Allah’m varlığmı delillendirme işlemini böyle bir yöntemle yapmışlardır. Bunun en açık
Bu örnekte de görüldüğü gibi, birinci ve ikinci önerme, neticeyi gerektirmektedir. İşte delil, sahih bir akıl yürütme ile gerçekleştirildiği taktirde, insanı, gaye olan neticeye ulaştırır.
Kelam alimleri, doğruluğundan şüphe edilen bir öncülün gerçekliğini kabul etmeye sevk eden delile büyük önem vermişlerdir. Hatta bu konuda aşırı giden Mu’tezilî kelamcılar, akli delile bağlı olarak gerçekleşmeyen imam geçerli saymamışlardır. Delilin, medlûlden (ispatlanması amaçlanan sonuçtan) ayrı olduğu, bundan dolayı herhangi bir şekilde delilin çürütülmesiyle medlûlün de çürütülmüş ve gerçekliğini kaybetmiş sayılamayacağı, özellikle müteahhirûn kelamcıların üzerinde görüş birliğine vardıklan bir husustur. Delil kelam ilminin teşekkül ettiği dönemlerden itibaren mütekaddimûn devrinin sonuna kadar mantıki bir kıyas formunda sunulmaktan çok, her insanın doğuştan sahip olduğu akli zaruretlere ve fıtri mantığa dayandırılmıştır (Yavuz : IX, 136).
Kelam âlimleri, delilleri çeşitli açılardan tasnif etmişlerdir. Buna göre delil, taşıdığı bilgi kaynağı bakımından Aklî ve Naklî delil diye ikiye aynlır:
([özlemlerden elde edilen deliller de akli delil kapsamına girer. Mantıkçılar, ı^ülleri kesin bilgilerden oluşan akli delillere bürhan; meşhurat veya mü-sellemattan oluşanlara cedel; zanniyyat veya makbulattan oluşanlara hatâbe; vehmiyyattan oluşanlara da safsata veya mugalâta adını verirler. Mu’tezile ve Mâtürîdîlere göre Allah’ın varlığı, nübüvvetin gerekliliği ve hüsün ve laıbulı gibi kelami konuları bilmede akli delil esastır. Eş’ari, Mâtürîdî ve Mu’tezile kelaıncılanna göre aklî delil, kesin nakli delille sabit olmuş esas-lann desteklenme ve açıklanmasında da kullanılır. "Âlem hâdistir. Her hadisin bir muhdise ihtiyacı vardır" önermeleri aklî delile örnektir. Aklî delilin hükmü, kıyasta olduğu gibi, öncüllere bağlı olarak değişir.
Bütün öncülleri nakle dayanan delile sem’î delil denir. Örneğin Allah’m emrini terk eden asidir. Her asi de azaba müstahaktır. Çünkü Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de: "Enirime isyan mı ettinl" (Ta-ha 20/93). "Kim Allah Resulüne isyan ederse onun için cehennem ateşi vardır" (Cin 72/23) buyuımuştur. Naklî (sem’î) delil; Kitap ve sünnetten ibarettir. Kur’an’ın delil oluşu konusunda hiçbir kelam ekolünün itirazı yoktur. Aynca, sübutu ve manaya delâleti kat’î olan mütevâtir haberleri bütün kelam ekolleri delil saymışlardır. Hangi haberin mütevâtir olduğu konusunda her fırkanın ortaya koyduğu kriterleri farklı farklıdır. Ahâd habere gelince, başta Mu’tezile olmak üzere Eş’arî ve Mâtürîdîler zan ifade ettiği için akâid konularında delil saymamışlardır. Eş’arîlerin çoğuna göre nakli delil kesin bilgi ifade etmez, ancak naklî delil şer’î olduğu takdirde kesin bilgi ifade eder. İcmâ da amelle ilgili konularda delil sayılmakla birlikte zan taşıdığı için itikâdi konularda delil sayılmamış sadece Kur’an’a dayalı nakli delilleri destekleyen bir unsur olarak telakki edilmiştir. Kelam ilminde naklî deliller, İslam akaidi alanında belirleyici yegâne unsur olarak görülmüştür.
llYakîn ve Zan İfade Eden Deliller