şişli günlük kiralık daire ve islam bilgiler44
evet sizlere en iyi islam bilgilerimizi yazarken şişli günlük kiralık daire çok çalıstı ve şişli günlük kiralık daire diyorki Akü, mu’cize üc peygamberin tebligatı arasında değil, ancak onunla nübüvvet iddiasında bulunan peygamberin doğruluğu arasında bir ilgi kurabilir. Yani, peygamberlik iddiasında bulunup da iddiasına uygun olarak mu’cize gösteren her şahıs peygamberdir, diye hükmedebilir. Mu’cize, elinde zahir olan şahsın doğruluğunu apaçık olarak ortaya koymaktadır. Madem ki Allah, peygamberlerini bizzat kendisi seçip görevlendirmektedir, o halde ellerinde iddialarına uygun bir tarzda mu’cize yaratmak suretiyle doğruluklarını da ispat etmesi hikmeti gereği olmalıdır, iddiasında doğru olan ile yalancı arasındaki fark ancak bu şekilde ortaya çıkabilir. Nitekim kelamcılar, mu’cizenin, tariflerinde görüleceği üzere "peygamberlik iddia eden zâtın stdkını” ispat kasdı ile gösterilmiş olduğunda ittifak etmişlerdir.Böylece Allah’tan vahiy getiren bir peygamberin doğru olduğu ve yalan söylemiş olması ihtimalinin bulunmadığı ortaya çıkar. Bu konuda gösterdikleri mu’cizeler ve daha önce gelmiş olan doğru sözlü kişilerin şeha-detleri delil teşkil eder. Bu yolla peygamberin yalan söyleme ihtimalinin caiz olmayacağını doğru diye kabul ettiğimiz zaman, söylediği şeylerin de aklen kabul edilmesi lâzım gelir. Bu açıdan kelamcılar, bu izah tarzı ile dinleri destekledikleri kanaatini taşımaktadırlar.
Bu mesele tam manasıyla ve bütün inceliğiyle anlaşılamadığı için, mu’cize ile tebliğat arasında aklî bir ilginin kurulamayacağını ileri sürenlerin, mutlak mânada kevnî (hissi/maddî) mu’cizeleri inkâr ettikleri iddiasına kapılanlar olmaktadır. Halbuki bu görüşü ileri sürenlerin çoğu, bir vakıa olarak tabiat kanunlarına muhalif hissî mu’cizeleri inkar etmemektedirler.
ğumun ılclili, hükümdara; 1‘ğcr doğru söylüyorsam, yerinden üçdefalca||( vc olur, demem olacaktır.” der, sonra da hükümdar bu dediklerini yaparve oradakiler de bu davranışın, hükümdarın âdeti olmadığını bilirse, o zaman bu fiil, elçiyi, “doğru söylüyorsun” demek gibi tasdik etmek mânasınage. lir. İşte mu'eizede de böyle bir durum söz konusudur.
öte yandan şunu belirtmeliyiz ki, mu’cize ile peygamberin tebligatı arasında aklî bir bağ kurmak zordur. Merhum Hamidullah’ın ifadesiyle “fi/r ta ’linı ve terbiyenin ma kul olup olmadığı bizzat yine o disiplin vasıtasıyla ispatlanır. Yoksa mu 'vizelerle değil... Bir ağacın yer değiştirmesi, muhakkak bir mu 'vizedir, fakat hareket kabiliyeti olmayan bir şeyin hareketli hale gelmesiyle, yaratan için oruç tutma ve namaz kılmaya dair bir yaratığın mükellef olduğu vazife arasında mutlak mânada hiçbir ilgi ve münasebet yoktur." (Hamidullah 1969-72: I, 99-100. Krş. Abduh 1353; XI, 159-160; Pascal 1958: 276 vd.)
NÜBÜVVET VE VAHİY
l^jç şüphesiz, ancak Kur’ân-ı Kerîm’de, tebligatla kendisi arasında doğru-janbir ilgi kurabiliyoruz. Zira onun bizzat kendisi aklî bir mu’cizedir. Akla ettiği için de peygamberin tebligatına bizzat delâlet etmektedir. Hissî ^,u'cizelere gelince, onlar, doğrudan doğruya akla hitap etmedikîerinden, peygamberlerin ta’limatına delâletleri dolaylıdır, yani istidlâl yoluyladır.
(kısaca, maddi mu’cizeler, peygamberin ta’limatı ile değil, peygamberlik jjdia eden zâtın doğruluğu ile mutlak mânada ilgili görülmektedir. Binaenaleyh, her ikisi arasındaki farkı dikkatten uzak tutmamak
[Cur’ân, düşünen ve anlayanlar için apaçık bir hidâyet rehberidir. Onun işaret ettiği veçhile, kâinata bakmak, orada Allah’ın varlığına işaret eden küller bulmak ve böylece doğru yola ermek, ancak aklını kullanabilenler için mümkündür. Evet Muhammed Heykel’in de işaret ettiği gibi “Allah 'm \urhğına ve birliğine inanmak mu’cizeye muhtaç olan bir iş değildir, ffloii’m yarattığı kâinata bakmak yeteri idir. "
Bu bakımdan “İslâmiyet, insanlardan Allah’ın varlığına ve birliğine inanmak hususunda tabiat düzeni dairesinde hareket eden insan düşüncesinden ve aklî delilden başka hiçbir şeye güvenmez.
İslâmiyet, insanı hiçbir harikuladelikle ürpertmez, mu’tad olmayan hiçbü şeyle gözleri boyamak istemez.."(Heykel 1972; 59)
Bu tespit aklını kullananlar için geçerlidir. Ancak düşünmeyen ve düşünemediğini dahi anlayamacak derecede kısır akıllılar için doğru yola sevk edecek işaretler bulunmamalı mı? Onlara anlayacaklan cinsten âyetler gösterilmeli değil mi? İşte bütün bu sebeplerle onlara da Kur’ân’ın dışında, duşTilanna hitap edecek mu’cizeler gereklidir. Zira aklını kullanamayanlara ancak gözleriyle görüp durdukları bu mu’cizeler te’sir edebilir.
Mu’cizelerin gösterilmesinde hiç şüphesiz bir takım hikmet ve faydalar vardır. Bunları ana hatlanyla şöylece ifade edebiliriz:
1.Allah Teâlâ, mu’cizeleri izhar etmekle, yarattığı tabiat kanunlarının kendisine boyun eğdiğini, irâde ve kudretinin sınırsız, fiillerinde hür, netice itibanyla dilediğini yapan (/a "âlün li-mâyurtd) bir varlık olduğunu bil-diraıektedir.
I Mu'cize, Allah tarafından haber verdikleri hususlarda, peygamberlerin doğmiuğuna delil kılınmıştır. Zira, bir delile dayanmayan her iddia reddedilir. Aynca, hak peygamberle yalancı arasındaki fark ancak bu mu'cize ile anlaşılmış olmaktadır. Allah’ın yalancı birini tasdik etmesi imkânsız bulunduğuna göre, izhar ettiği mucize, “kulum iddiasında doğrudur” sözü yerine geçer.
3. Mu’cizelerin, burada kaydetmeye değer başkaca bir gayesinden bahsç dilir: “Bir peygamberden sâdır olan herhangi bir mu ’cizede gözeın^^ gaye, o peygamberin ümmetinin de aynı hâdiseyi maddî imkânlarla çekleştirmek için bir gayret içine girmeleridir; bu bir emirdir. ” Yâni o ümmet, bu mu’cizeyi maddi sebeplere dayanarak gerçekleştirmekle yfl. kümlüdür. Meselâ, Hz. İsa, bir cüzzamlıyı, bir körü iyileştirmişse, onun ümmetinin de aynı şeyi tıpta ilerleyerek, maddî imkânlarla geçekleştir. mesi gerekir; mu’cizenin gayesi budur (Hamidullah 1975:12)
4.Kur’an Mucizesi
Hz. Peygamberin Kur’ân’ı Kerîm’le bütün insanlara meydan okuduğu ve kendisine karşı çıkamamalarıyla gerçekten bir mu’cize olduğu, İslâm âlimlerinin ittifak ettiği bir husustur. Kelamcılar arasında bu açıdan görü^ ayrılığı yoktur. Ancak Kur’ân’ın, hangi yönüyle insanlan acze ı ve susturduğu konusunda çeşitli görüşler ileri sürülmüştür.
Şüphesiz Kur’ân, birçok yönüyle mu’cizedir. Bu sebeble onun, i’câzı ele alınırken, bütün yönleri göz önüne tutulmuş ve bu esasa göre değerlendirilmiştir. Neticede çeşitli i’caz yönleri ortaya çıkmıştır. Kâdi İyâd(\. 544/1149) bunlardan en çok ileri sürülen hususlan dört maddede toplamıştır (Karadeniz 1986: 143 vd.):
1.Cümle kuruluşunun güzel oluşu, kelimelerinin birbirleriyle iyi kaynaşması, vecîz üslûbu, düzgün ifadeye sahip ve Arapların alışageldikleri belagatı aşmış bulunuşu.
2.Şaşırtıcı nazmı ve Arapların alışageldikleri nazm ve nesir tarzına benzemeyen, görülmemiş üslûbu.
3.Gaybten ve henüz vuku bulmamış olaylardann haber vermesi.
4.Geçmiş zamanlardan, eski millet ve şeriatlardan haber vermesi.
Çoğunlukla âlimler, Kur’ân’ın i’câzı konusunda, fesahat ve belagatı; bazı-lan gaybten haber vermeyi; bazı mu’tezilîler ise sadece nazmı esas almışlardır. Ancak, hepsini birden ele alıp değerlendirmek en isabetli olanıdır. Bunların dışında kabul edilen önemli bazı i’câz yönlerini de yukandaki dört maddeye ilâveten şöylece sıralayabiliriz:
5.Çelişki ve tenakuzlardan uzak bulunması.
6.Mâna yönünden sağlamlığı ve aklın hükümlerine uygunluğu.
7.İlmî gerçekleri, hüküm ve maslahatlarla ilgili hakikatleri içine alması.
8.Kıyamete kadar değiştirileraeden baki kalacağı.