şişli günlük kiralık daire ve insan felsefeleri93
bugün sizslre en güzel yazılarımı yazrken şişli günlük kiralık daire dediki bunlar olalı bugün üçgün oluyor. Bizden ba’zı kad ti mezara gidip Onun cesedini bulamamakla berâb gelip: îsâ diridir diye söylediklerini haber vererek bi^^ virdiler. Bizlerden ba’zıları da mezara gidip kadınların ^ ri gibi buldular. Fekat kendisini göremediler, dediler VeT? . ra: Ey aklsızlar, Peygamberlerin bütün söylediklerine kalbr^"ğilmiydi? dedi. O zemân, Mûsâ ile bütün Peygamberlerden yarak, bütünkitâblarda kendinin hakkında yazılmış olanlan ra açıkladı. Varacakları köye yaklaşdıklarında kendisi dahâ uzaj yere gidecekmiş gibi yapdı. Onu zorladılar: Bizimle beraber kal, 3*. râ akşam yakm, zâten gün bitmek üzeredir, dediler. Onlarla beri ber kalmak için içeri girdi. Onlarla beraber sofraya oturduğunda ekmeği alıp bereket düâsmı okudukdan sonra, ekmeği parçalama-rak onlara verdi. Ve onların şişli günlük kiralık daire gözleri açıldı, onu tanıdılar. Keni^| onlara görülmez oldu. Birbirleriyle konuşarak: Yolda o bizimle' konuşurken ve kitâblan bize tefsir ederken, kalbimiz içimizde yanmaz mıydı? dediler. Ve hemen Orşilime döndüler Onbirleri ve onlarla berâber olanlan toplanmış buldular ve: Rab gerçekden kıyânı etmişdir ve Sem’ûna göründü diyorlardı- Onlar da yolculukda vâki olanlan ve ekmeği parçalamasını, onu tanıdıklarını anlatdılar. Şimdi onlar bunlan söylerken, îsâ bizzat kendisi ortada durup onlara selâm verdi. Onlar ise şaşırarak bir rûh gördüklerini zan eldiler. 0 da onlara: Niçin ızdırâb çekersiniz ve kalblerinizde niçin şübhe var? Ellerim ile ayaklanma bakın, ben bizzat kendimim. Bana ellerinizi sürün, bende et ve kemik var, rûhda ise yokdur dedi. Bunu söylejlp onlara kendi el ve ayaklarını gösterdi. Onlar da sevinçlerinden he nüz inanamayıp hayretde iken: Burada yiyecek bir şeyiniz var mı? dedi. Kendisine bir parça kızarmış balık verdiler. Alıp onların ya nında yidi; [Ve ba’zı vasiyyetlerde, nasihatlerde bulundukdan son ra] onları Beyt-i unyâ karşısına kadar çıkardı. Ellerini kaldınp onla n mübarek kıldı ve o esnâda aynlıp göğe kaldınidı) demekdedir.
Yuhannâ Incriinin ondokuzuncu bâbmm, otuzbirinci ve da ha sonrak. ayetlerinde ve bablarmda ise: (Ertesi Sebt günü, bil buyuk gun olduğundan, çarmıhlan^s olan cesedler, Sebt güni de haç üzerinde kalmasın diye, yehûdîler onlanr, ul 11 .
kesilip [kırılıp] cesedlerin kaldırılması için Pilatusa yaJvardTar O vakt askerler gelip, ikisinin bacaklarını kesdiler Fek t î - ^ öldüğünü görünce bacaklarını kesmediler. Fekat ask biri onun böğrüne bir mızrak
1er. Bunlara şunu hâtırlatırız ki, pırlanta için müşteri aramağa elbet lüzûm yokdur. Fekat, pırlantayı müşteriye arz etmek, tanıtmak lâzımdır. Müşteri pırlantayı tanıyınca, şübhesiz tâlib olur. Teşhir edilmeyen, şişli günlük kiralık daire tanıtılmayan pırlanta ise tâlib bulamaz.
Bu protestan papazına son söz olarak şunu da bildiririz ki, bir dînin, bir mezhebin kitâblarmı iyice incelemek lâzımdır. Yoksa, sırf inâdından veyâ sâdece bildiği kadarıyla doğru zan etdiği fikr-ler ile, bir din, bir mezheb aslâ tenkîd edilemez. İslâm dîninde îmân esâslarım bildiren ve bunları koruyan ve şübheleri gideren (ilm-i kelâm) diye husûsî bir ilm vardır. Islâmiyyetin parlak olduğu ve birçok yerlere yayıldığı zemânlarda, kelâm ilminin derin âlimleri vardı. Bu âlimler, İslâm dînine yapılan i’tirâzların ve mey- • dâna gelen şübhelerin giderilmesi için, pekçok kıymetli kitâblar yazdılar. Bu kitâbları her memlekete yaydılar. Naklî delillerden, ya’nî âyet-i kerîme, hadîs-i şerîf ve din büyüklerinin sözlerinden başka, aklî delilleri de kullanmak sûreti ile islâmiyyetin doğruluğunu, hakikatini isbât etdiler. Yalnız yehûdî ve hıristiyanlara değil, eski yunan felsefesini taklîd edenlere ve bid’at sâhibi, sapık, türedi din adamlanna [ve zındıklara, masonlara] da cevâb verdiler. Çünki, İslâm dîninde, Allahü teâlâ akl-ı selimin kabûl etmediği bir şeyi kullarına emr etmez. [Fekat, Allahü teâlânm emrlerinin hikmetlerini, fâidelerini anlamak için, akl-ı selîm sâhibi olmak lâ-zundır. Kendilerini akih, felsefeci, fen adamı olarak tanıtan câhillerin, ahmakların kendi hislerine, nefslerine uygun olarak yapdık-lan konuşmaların, hakikat ile, ilm ile, fen ile ilgileri yokdur. Akl-ı selîm sâhibleri, bunların bozuk sözlerine, yazılarına kıymet vermez. Kendileri gibi bir kaç ahmağı aldatmakdan başka te’shleri olmaz. İslâmiyyetde akhn ermediği çok şey vardır. Fekat akla aykırı hiç bir şey yokdur. Aklın çeşidleri ve tefsiri, arapca (Tarik-ım-necât) kitâbında ve türkçe (TAM İLMİHÂL SE’ADET-İ EBE-DİYYE) kitâbında uzun anlatılmışdır. İslâm dîni hakkında, akla uygun bilgiler söylemek için, kelâm ilminde meşhûr olan İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin (Mektûbât) kitâbmı ve (Şerh-i mevâkıf) ve (Şerh-i mekâsıd) gibi kitâbları iyi okumak ve iyi anlamak lâzımdır Hıristiyanların, iknâ edici deliller yerine, (Pavlos şöyle dedi) veyi (falan İncil böyle yazmış) veyâ (Bu mes’ele esrâr-ı ilâhiyyedendiı buna böylece inanmalıdır) gibi sözleri konuşmak ile, hiç bir mes’e le isbât edilmez. Kelâm ilmini bilmiyenin, İslâm bilgilerinin doğm luklarmı, akl sâhibi, hıristiyanlara anlatması güç olur.
le-i Ya’kûb), (Petrusun ikinci risâlesi), (Yuhannânın iklncj üçüncü risâlesi), (Yehûda risâlesi), (Pavlosun ibrânrlere yazdıg,[j| sâle)dir. Bu kitâb ve risâlelerin doğruluğunu her yere i’lân etdjie| (Yuhannânm müşâhedeler kitâbı ya’nî vahy kitâbı) 325 ve 364 jç. nelerinde toplanan her iki meclisde de kabûl edilmeyip, şübhei kaldı. Bundan sonra, 397 senesinde Kartacada yüzyirmialtı kişide^ müteşekkil bir meclis dahâ toplandı. Bu meclis, dahâ önceki jjj meclisin şübheli, uydurma gözü ile bakıp, red etdikleri kitâblardajı birkaç dânesinin dahâ doğruluğunu kabûl etdi. Bunlar, (Kitâb Tûbiyâ), (Kitâb-ı Bârûh), (Kitâb-ı Kilîsâî), (Kitâb-ül-Makkâbiyyînj (Kitâb-ı müşahedât-ı Yuhannâ, ya’nî Vahy kitâbı jdır. Kartaca mec lisinde bu kitâblann kabûlünden sonra, şübheli denilmiş olan kitâb 1ar, bütün hıristiyanlarca makbûl oldu. Bu hâl, binikiy üz sene kadaı böylece kaldı. Protestanlığın ortaya çıkması ile (Kitâb-ı Tûbiyâ), (Kitâb-ı Bârûh), (Kitâb-ı Yehûdiyyet), (Kitâb-ı Kezdüm). (Kitabi, Kilîsâî), (Kitâb-ül-Makkâbiyyîn-i evvel ve sânı) hakkında büyük te-reddüdlerşişli günlük kiralık daire meydâna geldi. Protestanlar, dahâ önceki hıristiyanlanu kabûl etdikleri bu kitâblann doğru olmadığını ve red edilmelerinin vâcib olduğunu söylediler. (Kitâb-ı Ester)in de ba zı bâblannı rd etdiler. Ba’zı bâblannı kabûl etdiler. Bu red ve inkârlanm çeşidli deliller ile isbât etdiler. Bunlardan birisi, bu kitâblann asimin İbrânîve Kildânî lisânları ile olduğu ve şimdi bu lisânlarda mevcûd böyle bu kitâbın olmamasıdır. Târîhci papaz olan Vivisbius, kitâbmın dör düncü cildinin yirmiikinci bâbında yukanda zikr etdiğimiz bu kitâb larm bilhâssa (Kitâb-ül-Makkâbiyyîn-i sânî)nin tahrif edilmiş oldu ğunu
Protestanlar, binikiyüz seneden beri, bütün hıristiyanlan (Rûh-ül-kuds) kutsal rûh ile ilhâm olunmuş zan etdiklerini v verdikleri kararlan, hıristiyanlığın esâsı kabûl etdikleri (Konsil ya’nî eski ruhban meclislerinin yanlış ve bâtıl şeyler üzere icmi ve ittifâk etmiş olduklannı kabûl ve i’tirâf etdiler. Böyle olmakl berâber, yine o meclislerin akl ve kabûlden çok uzak olan, b çok kararlarını kendileri de kabûl etdiler. Böylece, birbirine zı esâslar üzerine kurulmuş, misli görülmemiş bir yola girdiler. A; h, esâsı böyle şek ve şübhelerle örtülmüş olan bir din, nasıl ok da. akl sâhibi milyonlarca Hıristiyan tarafından, kalbleri kendis ne bağhyan, kurtuluş ve se’âdet vesilesi olarak kabûl edilebilir Bu hâli görenler (Bu ış hayret edilecek şeydir) diyerek hayretde
Hıristiyanlar, gerek (Ahd-i Atık), gerekse (Ahd-i Cedîd) ki-tâblarından îmân esâslarını tesbît etmekdedirler. Bu kitâblar şüb-he ve tereddüdlerden uzak değildir. Hiç birisinin, aslı sahih bir se-ned ile zemânımıza kadar geldiği isbât edilmiş değildir. Ya’nî îsâ aleyhisselâmdan, âdil kimselerce zemânımıza kadar ulaşdırılmış değildir. Bilindiği gibi, bir kitâbın doğruluğunun ve semâvîliğinin, ya’nı Allahü teâlâ tarafından gönderilmiş olmasının kabûlü, (şu kitâb falan Peygamber vâsıtası ile yazılmış, değişdirilmekden ve bozulmakdan uzak, muttasılan sağlam sened ile, âdil kimseler tarafından rivâyet edilerek bize kadar ulaşmışdır) diye bildirilmesine bağlıdır. Akl-ı selim sâhibi olanlara, sağlam delillerle bu husûs isbât edilmedikçe, o kitâb hakkında şiibhe ve tereddüdler yok olmaz. Çünki, sâdece kendisine ilhâm geldiği zan edilen şahıslara is-nâd edilen bir kitâb, o şahsın bizzât kendisinin tasnif etmiş olduğunu isbâta kâfî değildir. Aynca bir veyâ birkaç hıristiyan fırkasının teassub ve gayret ile, mücerred olarak doğruluğunu iddiâlan da, bu kitâbların sıhhatini isbâta kâfî değildir. Hıristiyan papazların (Kitâb-ı Mukaddes)lerinin sıhhatini, geçmiş Peygamberlerden veyâ Havârîlerden birine isnâddan başka ortaya koyacakları bir delilleri yokdur. Bu iddiâlan, i’tikâd [îmân] esâslarmı beyân eden ve doğruluğunda kalblerden şübheleri giderecek, iknâ edici delillerden değildir. Hiç bir akl sâhibi, kendisini dünyâda râhata ve hu-zûra, âhiretde de, azâbdan kurtaracak ve sonsuz se’âdete kavuş-duracak dîni, za’îf esâslar üzerine kurarak, emîn ve rahât olamaz. Hâlbuki, ahd-i atîkin içindeki kitâbların bir çoğunu ve ahd-i cedîd kitâblarından, hazret-i îsâ ve hazret-i Meryemden ve o asrlardan bahs eden yetmişi mütecâviz, hattâ ba’zıları bugün mevcûd olan kitâblan hıristiyanlar inkâr edip, bunlar uydurulmuş yalanlardır, demekdedirler. (İzhâr-ül-hak) kitâbmda bu husûsda geniş bilgi vardır.